BİR GÜN

Ağustosun kavurucu öğle sıcağı Kızıltepe’yi canından bezdirmiş. Şehirde alabildiğine bir araba yoğunluğu var. Kaldırımlar tıklım tıklım insan dolu. Çevreyi gözleriyle iyice gelişigüzel tararken, karşısında yıkık bir şehir görüntüsü çıkıyor. Etrafına bir süre bakındıktan sonra, kirli, bozuk ve tozlu yolları adımlamaya başlıyor. Girdiği her sokakta aynı manzara ile karşılaşıyor. Tozun üstüne ter kokusu da ekleniyor. Sağa sola bakınıyor, insan gürültüsünden başka bir ses duymuyor. Yabancı olduğunu belli etmek istemedi. Beklemenin gerginliğiyle kafasını yukarı kaldırıp bakıyor. Saatine bakıyor. On üçü yirmi geçiyor. Kaldırım kenarlarını işgal etmiş işyerlerini görüyor. Ağzından çıt çıkmıyor. Bazı insanların suskunlukları, onların düşünmediği anlamına gelmez. Bir gizin peşinde oldukları, hayata diktikleri meraklı gözlerinden anlaşılır.

Bulunduğu yerden hemen çıkmak istiyor. Hızlı adımlarla Özgürlük Meydanı’nı bitirip karşıya geçmek istiyor. Çılgın bir trafik var. Kaldırımda yol almak dahi çok zor. Terlemiş, karşıdan karşıya geçmek için arabaların durmasını bekliyor. Sanki karşıya geçse taşkın bir nehirle boğuşacak gibi. Tıkanan trafikte araçların arasından zor bela karşıya geçiyor. Bu kalabalığın dışına çıkmak iyi gelecek. Sağdaki tenha ara sokağa girip yol boyu yürüyor. Yürürken etrafa bakınmayı da ihmal etmiyor. Bunlar ne konuşuyorlar? Hiç anlamadığı bir dil bu. Gittikçe afallamaya başlıyor. Bir an önce bir yerde oturup sadece bir çay içmeyi düşünüyor artık.

Ara sokaklardan çıktıktan sonra karşısına Karanfil kafe adından bir kafe çıkıyor. Kafede gölgelikli yerde oturup çay söylüyor. Kısa bir süre sonra kaçak çay geliyor. İlk yudumda çayın tadının farklı olduğuna varıyor. Nerenin çayı? Kaçak çay cevabını alıyor. Ve anlıyor ki herkes burada bu çaydan içiyor. Doğu ile batı bölgeleri arasında kültür ve dil farkından sonra çayın da aynı olmadığını gözlemliyor. Bu şehirde böyle kaygısız, tasasız gülümseyebilmek için illa turist mi olmak gerekiyor?

Bunca yıkıntı ve tozlu bir şehirde insanların hayatına normalmiş gibi devam etmesine anlam veremiyor. Bu şehrin sokakları neden çukurlarla dolu, doğru düzgün bir cadde yok mu? Oysa bir şehri güzelleştiren caddeler, sokaklar değildi. İnsan sevgiye, aşka muhtaç. Sevmeye ve sevilmeye muhtaç. Hani, içinde bir yerlerde harekete geçen bir şeyler oluyor ve buna neyin sebep olduğunu bilemiyorsun ya, o işte. Bir ses, bir bakış, bir mimik…

Bu sıradan bir olay değil. Diller farklı, kültürler farklı, yaşamlar farklı. Aynı duyguyu Ankara’da yaşayamıyorum. Karmaşık duygular içindeyim. Bir sigara yakıyorum, kalabalıklar içinde kayboluyorum. Kirine, kokusuna, tozuna rağmen sarılmaya mecbur insanları gördükçe vatanın ne olduğunu biraz daha anlayabiliyorum. Bir kapı açılır karanlıktan, sonu karanlık mı aydınlık mı bilinmez. O kirden arınmak bizim elimizde. Mevsimi kahverengiye çevirmek isteyenlere karşı direnmenin, vazgeçmemenin, dostluğun, aşkın, kültürün ve dilini tarihi. Tüm yaralar sarılacak elbet bir gün.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Serkan Kurt - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mardin Haber Ajansı Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mardin Haber Ajansı hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Mardin Haber Ajansı editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mardin Haber Ajansı değil haberi geçen ajanstır.

01

Burhan kurtuluş - Güzel yazı. Bir yabancının gözünden sahipsiz toprakların gözlemi

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 19 Ağustos 11:20


Anket Artuklu Belediyesi Başkanı Mehmet Tatlıdede'nin İlk İcraatı Ne Olmalı?