Faruk Aktürk Yazdı: Zizanê'nin Hikayesi

Tarihte birçok hikâyenin, türkünün, şiirin, yaşanmış bir olaydan esinlendiği ve ortaya çıktığını görmekteyiz. Günümüzde sözlü olan bazı hikâyelerin, türkülerin, şiirlerin kayıt altına alınmadığı için kaybolup unutuluyor. Halk arasında yaşanmış bu tarihi olaylar eskilere dayandığı için o dönemde kayıt altına alma durumu çok zor olduğundan, günümüze gelme imkânı çok azdır ancak; sözlü bir kültürle bazı hikâyeler günümüze kadar gelebilmiştir. Günümüze gelen bu hikâyelere ufak değişikliklere uğrasa da günümüze kadar gelebilme imkânı bulmuştur. Bu sözlü halk kültürünün kaybolmasını engelleyen ve günümüze kadar gelmesini sağlayan yaşlılarımız, dedelerimiz, ninelerimiz ve dengbêjler olmuştur. Yitirilen her bir yaşlı insanımız, yitirilen bir kültür hazinesi anlamına gelir aynı zamanda.  Her bir yaşlı insanımızın hafızasında sayısız hikâye, olay, şiir, ezgi ve ağıt bulunmaktadır. Sözlü kültürle günümüze kadar gelen hikâyelerin, şiirlerin, ağıtların, masalların, ninnilerin kaybolmaması için bunları yaşamış veya duyma fırsatı bulan yaşlı insanlarımızdan dinleyip kayıt altına alınması gerekir. Kayıt altına alınırken olayın kahramanın kim olduğu, hangi yöreye ait olduğu, hangi şive ile okunduğu, ne zaman gerçekleştiği, nasıl bir son ile bitiği gibi bir takım özelikleri ile beraber kayıt altına almalıyız. Kayıt altına alırken dijital cihaz kullanılmalı dosya şekli numarası oluşturulup hem elektronik ortamda hem de yazılı bir basım şekli ile kayıt tutulmalıdır. 

Her hikâyenin bir yaşanmışlığı var. Zizanê hikâyesi de yaşanmış bu hikâyelerden birisidir. Zizanê yedi erkek kardeşi olan bir kızmış. Yaşı 13 veya 14 olduğu söylenir. Zizanê çok hamaratlı ve çalışkan bir kızmış. Aynı zamanda akılı bir kızmış. Annesi ve erkek kardeşleri tarafından çok sevilen biriymiş. Bu sevilme durumu karşısında köydeki arkadaşları onu çok kıskanıyormuş. Zizanê ailesi köyde yaşadığı için bir sürü hayvanları varmış. Kardeşleri bu hayvanları otlatmak için yaylaya otlatmaya götürüyorlarmış. Bu hayvanların içinde küçük bir kuzu varmış. Zizanê'de bu kuzuyu çok severmiş. Bu kuzu her zaman Zizanê'nin arkasından gelirmiş. Bu kuzu Zizanê'nin yanında büyümüş. Zizanê'nin yanına gitmeden duramıyor, onu görünce yanına koşarmış.

Birgün Zizanê'nin köydeki arkadaşları Zizanê'nin evine gelirler. Kapıyı çalarlar. Kapıyı Zizanê'nin annesi açmış. Arkadaşları, Zizanê'nin annesine demiş ki “biz tarlaya çalı çırpı ve saman toplamaya gideceğiz. Zizanê de gelsin”demişler. Annesi hayır cevabını vermiş. “ Ben bu güne kadar kızıma ev işi dışında iş yaptırmadım der. Ona kıymam, ağır tarla iş yaptırmam ona” demiş. Bu arada Zizanê, annesinden onu arkadaşları ile beraber tarlaya göndermesini çok istemiş, annesine “anne merak etme hemen gider hemen gelirim” demiş. Arkadaşları da Zizanê'nin annesine derki “teyze merak etme bizimle gelip bizimle dönecek aklın kalmasın bizde” demişler. Annesi kızını çok sevdiği için bu isteğini yerine getirmiş tamam git ama çabuk gel demiştir. Zizanê ve arkadaşları tarlaya giderler. Zizanê çalışkan bir kız olduğu için diğer arkadaşlarından daha önce çalı çırpı toplayıp eve getirmiş. Annesine demiş ki “anne gidip bir sefer daha getireyim annesi git ama çabuk gel bekleme oralarda.” Gene tarlaya gider. Tarladaki arkadaşları daha ilk seferki çalı çırpılarını toplamamıştı. Zizanê gene çalı çırpılarını toplar eve gitmeye koyulur. Arkadaşları nereye gidiyorsun, bitirdin otur bizi bekle biz de bitirelim beraber gidelim demişler. Arkadaşları onun bu çalışkanlığını çok kıskanıyorlarmış. Zizanê demiş ki tamam sizi bekliyorum yalnız; bu topladığım çalı çırpılarımın yanında biraz uyuyacağım siz de kendinizinkini hazırladığınızda beni uyandırın beraber gidelim. Arkadaşları tamam demiş fakat arkadaşları çalı çırpılarını topladıktan sonra onu uyandıramamışlar onu oracıkta bırakmışlar. Arkadaşları kendi aralarında konuşmuşlar eğer annesi veya ailesinden biri onu sorarsa deriz ki o bizden önce topladı çalı çırpılarını ve eve gitti bizden önce, biz bilmiyoruz o eve dönmedi mi? Deriz.Arkadaşları onu tarlada bırakacağız ki kimse demesin Zizanê hamaratlı, çalışkan ve zeki demesinler. Zizanê'yi burada bırakıp giderler. Zizanê uzun bir zaman uykuda kalır. Gözünü açtığında akşam olmuş arkadaşları gitmiş her yer karanlıktır. Büyük bir korku içerisine girer. Kalkar yatığı yerden hızlı bir şekilde evin yoluna koyulmaya başlar yalnız; dev bir insan(vahşi yaratık) gelir. Bu dev dağlarda, ormanlarda büyüyen bir devdir. Büsbüyük bir boyu kocaman elleri ve ayakları varmış.  Uzaktan mırıldanmış ve demiş ki yabancı kişilerin kokusunu alıyorum. Zizanê'nin yanına gelir. Zizanê çok korkar ve kaçmak ister; ama Dev onu hemen yakalar. Zizanê Dev’e derki “beni bırak evime gideyim ailem beni merak etmiştir. Her yerde beni arıyorlar çok merak etmişler.” Zizanê ne kadar yalvarsa da bu dev onu dinlemez. Dev derki “evi unut artık seni yaşadığım mağaraya götüreceğim bana yemek hazırlayıp benle yaşayacaksın.”

                Zizanê'nin arkadaşları köye döndükleri vakit onun ailesine o bizden önce geldi diye yalan söylemişler. Zizanê'nin ailesi ve tüm köylüler onu her yerde arıyor ama bulamıyorlar. Dağ, tarla, bağ, bahçe her yerde ararlar fakat bulamazlar. Zizanê'nin kaybolmasından dolayı Zizanê'nin annesi yataklara düşer ve hastalanır.  Köyde ki yaşlı insanlar derki Zizanê’nin ailesine herhalde dağda yada tarlada yabani bir hayvan onu yemiştir.  Dağ yabani hayvanlarla doludur. Ne gelirse Allah’tan gelir deyip kabul edin,  Allah size de sabır versin demişler. Dev, Zizanê’yi mağarasına götürür. Mağaranın kapısına da büyük bir taş koyar. Zizanê'nin kaçmasını engellemek için. Dev, Zizanê’ye derki “kaçmaya çalışırsan seni öldürürüm.”  Zizanê bu Dev’in esiri olur. Dev, her sabah mağaradan çıkar gider ölmüş hayvanların etini getirirmiş. Pişirmeden yermiş, Ziznanê'ninde yemesini ister Zizanê yemeyince ona bağırır ve onu korkuturmuş. Bu bir durum birkaç ay devam eder.

Bir gün Zizanê’nin kardeşi hayvanlarını otlatmak için tarlaya götürmüş.  Kardeşinin hayvanlarını otladığı yer Zizanê'nin mağarasına çok yakındır.  Zizanê'de mağaranın içinde kendi derdinden ağlamaklı halde türkü söyler.  Zizanê'nin de sevdiği ve onun ellerinde büyüdüğü kuzusu da sürünün içindedir. Zizanê'nin ağlamklı sesi ona gider. Kuzu sesi duyunca Zizanê’nin sesi olduğunu anlar ve mağaranın olduğu yere gider. Zizanê'nin kardeşi kuzunun orda tek başına oturduğunu görür. Kuzu otları yemez orada öylece dururmuş. Zizanê'nn kardeşi kuzunun hastalanmış olabileceğini düşünüp acaba kuzu niye ot yemiyor deyip yanına gitmiş. Yanına gidince Zizanê'nin sesini duyar ve onu görür. Zizanê durumu anlatır. Bir Dev tarafından hapsedildiğini söyler ve yardım ister. Kardeşi derki “sen bekle ben diğer kardeşlerimi de çağırayım seni buradan çıkarıp götüreceğiz ”demiş. Zizanê demiş ki “kardeşine çabuk ol dev gelmeden beni çıkartın yoksa ayı izin vermez ve hepimizi yer.” Kardeşi eve doğru gider ailesine müjdeli haberi verir ve Zizanê'nin yaşadığını bir dev tarafından hapsedildiğini söyler. Köyden sopa, balyoz, kürek ellerine ne geçmişse almışlar Zizanê'yi oradan kurtarmak için. Yanlarındaki eşyaları dev gelince müdahale etmek için götürmüşler. Mağaranın kapısındaki büyük taşı beraberinde götürdükleri malzeme ile kırıp onu kurtarmışlar tam o sırada dev gelir. Zizanê ağlamaya başlar. Zizanê'nin kardeşleri der “ağlama biz varız sana birşey yapamaz.” Kardeşleri dev ile bir hengâmeye girer ve dev’i etkisiz hale getiriler ve evin yolunu tutarlar. Kardeşleri ona derki “annemiz sen dört gözle bekliyor. Çok sevinecek annemiz.” Yolda eve dönerken kardeşleri Zizanê'yi gördükleri için çok sevinmişlerdir.  Kardeşler bir birilerin elini tutarak keyifli bir şekilde evin yolunu tutarlar. Kardeşleri Zizanê'ye derler ki “annemiz sen kayıp olduğundan beri hasta seni görse hem sevinir hem iyileşir. Seni görse bu gün onun için bayram günü gibi olur.” Yol uzun olduğu için eve varmalarına daha çok varmış. Kardeşler, derin bir derenin yanından geçerken kendi aralarında konuşuyorlarmış. “Şimdi biz eve gidiyoruz. Köylüler sorsa Zizanê bu güne kadar neredeydi? Ne diyeceğiz? Millete, kardeşi Ali demiş ki “ne olmuşsa onu diyeceğiz dev kaçırdı diyeceğiz.” Kardeşi Derviş’de demiş ki “olayı tüm ayrıntıları ile anlatacağız.” Kardeşleri Haydar ise demiş ki “biz ne desek diyelim ama köylüler gene arkamızdan konuşur. Derki kardeşleri kocaya kaçtı.” Zizanê de onları dinler tüm konuşmaları duyar. Kardeşlerinin bu konuşmasına çok üzülür. Sevinci kursağında kalır. Kendi halinde sessizce ağlar. Zizanê sonra düşüncelere dalar. “Acaba ben ne yaptım ki kardeşlerim böyle düşünmeye başladı.” Zizanê kendi kendine konuşmaya başlar. “Benim suçum nedir? Şimdi kardeşlerim, benim yüzümden boynu bükük dolaşacaklar köy yerinde. Annem de köydeki böyle konuşmalardan dolayı çok üzülecek. Kendime ölseydim daha iyidir bu halden.” Demiş. Zizanê duygusal bir boşluğa kapılıp intihar etmeyi düşünür. İntihar etmeden önce hüzünlü olur. Yanından geçtikleri dereye bakar. Ani bir hareketle kendini dereye atar. Suyun derinliklerinde birden kaybolur. Kardeşleri hemen akabinde onlarda suya atlar. Zizanê'yi kurtarmak için maalesef onu bulamazlar ve Zizanê boğulur cenazesi de kaybolur. Kardeşleri Zizanê'nin cesedine ulaşmadıkları için ağlamaklı bir şekilde eve dönerler. Anneleri bu acılı haberi duyunca krizlere girer. Ağlamaktan gözleri şişer. Annesi, Zizanê’nin boğulduğu derenin yanına gider. Orda Zizanê'nin üzerine ağıtlar yakar. Bu ağıtı ezgi şeklinde okur. Bu ağıt kürtçe yakılmıştır. Kürtçeden, Türkçeye çevrildiğinden anlam bozulmasına neden olduğu için bu ağıtı ninni şeklinde okuyan Zizanên’in annesi tarafından orijinal hali okunmuş şeklini ele alacağız.

Lê lê lê zîzanê/ Xwaka heft biranê  zizanê

Hêsira li dest  hutanê

Kuçi hew hew neke / Pişo miyaw neke

Zîzanam ji xew raneke

Bi serê bavan û kekan / Tucar nakim van yekan

Xwe bavêm girênekan

Lê lê lê zîzanê/ Xwaka heft bıranê

Hêsira li dest hutanê

Lo lo lo dewrêşo  / bi tedım top qumêşo

Min derbas ke aliyê pêşo

Lo lo lo eliyo / Bı tedım top guliyo

Min derbaske aliyê wiya

Heydero ha Heydero / Qeyikê bide bero

Min derbaske jebero

Zîzanê lê zîzanê / Bide min ramûsan

Te bim malî bavanê

Lo lo lo mahsiyo

Avê neleqiyo Zîzanam netirsiyo

Yukarıda yakılan ağıt daha çok geceleri küçük çocukların uyuması için anne ve babaları tarafından ninni ve masal şeklinde okunur. Bu ninni ve masal yapılan araştırmalara göre Mardin yöresine ait bir olaydır. İlk defa bu olay hakkında araştırma, derleme, toplama çalışması grup Avesta tarafından yapılmıştır. İlk kayıt altına alan ve bu nininin kaybolmasını engelleyen grup Avesta üyeleri olmuştur. Bu ninni grup avesta tarafından profesyonel bir çalışma ile şarkı halinde söylenmiştir. Bu hikâyenin araştırması ve yazılması kısmında bize yardımcı olan ve desteklerini esirgemeyen grup Avesta’nın tüm üyelerine yine grubun solistlerinden Ümit Qosari’ye teşekkürlerimizi sunar. Çalışmalardan dolayı kendilerini kutlar, böyle çalışmaların devamı gelmesi temennisiyle. Masalarımızı, hikâyelerimizi, ninnilerimizi, şiirlerimizi araştıralım, derleyelim, toplayalım, kaybolmasını engelleyelim. Eski hikâyelerde ve masalarda buluşmak dileğiyle…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Faruk Aktürk - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mardin Haber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mardin Haber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Mardin Haber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mardin Haber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Mardin'in en Büyük sorunu nedir?
Tüm anketler