Abdulvahap Omuzlar Yazdı: "Demokrasiye Ne Zaman Geçeceğiz?" - Anlamadım!..

 Şiir yazmak, yaşayarak okumak da başka bir duygu. Başaranları sever ulaşılması kolay olmayan değerlerimizin emeğine saygımız sonsuz.  
 Ölümü çığlığa dönüştüren mısralar, acıyı derinleştiren yara berelere, gözlerinin önündeki bebelerine yanan annenin gözyaşlarıyla ıslanan dizeler-sözcükler.


Sözü boğazında düğümlenen, acıyı, yoksulluğu hamasetle unutturup, yolsuzluğu dile getiren yazarı-gazeteciyi, dokunulmazlığına bakılmaksızın soluğu parmaklıklar arasında bulanların haber ve yazıları ''Sözde Demokrasi''mizde karşılık bulamadığını görüyor, yaşıyoruz.


Etrafımızdaki yangınlar her ne kadar mutfak yangınlarına benzemiyorsa da çocuklar 'Aç kalmamak için' evde, bakkal ve marketlerde bunun farkında. 
Duyup-dinlediğimiz, düşündüren ya da üstüne ''kıkır kıkır'' gülünüp yere uzandığımız fıkralardan biri tam da coğrafyamızdaki yangınların bizlere sıçrayacağının rehabilitasyonu sanki ''Hızır gibi yetişen'' fıkralar.

''Geçici Muhacir'' diyerek kısa zamanda yüz binleri, milyonları bulup yurttaşlık hakkını emlak satın alarak ya da Dört yüz bin dolarla seçmen statüsüne geçenlerin, öğrencilerimizin barınacak yurt gereksinimleri, Kredi Yurtlar Kurumunun ihmalleri sonucu canlarına kıyılan, önem verilmeyen işlemeyen-işletilmek istenmeyen ''Demokrasi Hak ve Özgürlükleri'' nin ürünleri...


Boğaz sıkan kiraların stresi, daralmalar, zamlar (güncellemeler) lokmasının ölçüsüne bakan çocuklarımızın geleceğiyle ilgili endişelerimiz. 
Fıkra Bu Ya : 


Küçük Torun, ninesine ''Senin taktığın gözlük her şeyi büyütüyor mu nine?'' 
Nine ''Evet canım, niçin sordun?''
Küçük Torun ''Ne olursun nineciğim tabağıma tatlı koyarken gözlüğünü çıkar olur mu?''


İşte bu nedenle yerel veya merkezi iktidarların yetkili ve sorumluları geçim standartlarının, eğitim kalitemizin ülkemizdeki karmaşasına seyirci mi kalacak?
Sofraya oturup tatlı-tuzlu, ekşili yemek ve içecekleri yaşına rağmen ''Nasılsa aynı yere gidecek'' diye karıştırıp yiyenlerin genelde akıl hastanelerinde tedavilerinin yapıldığını biliyoruz.


Oturduğu her sofrada bu alışkanlığına itiraz edenlere sert tepkileri eklenince kendini Elazığ Akıl Sağlığı Hastanesinde bulur. Tedavisi ilgili uzmanların gözetiminde sürerken taburcu etmek için iyileşen hastalarının sınavında değerlendirme yapmak isteyen müfettiş, hastalarından birine sorar:
''Beyefendi asılı duran eleği al ve şu kovadaki suyu elekten geçirir misin?''
Hasta gülümseyerek ''Doktor Bey!.. Beni deli mi sandın hiç su elekten geçirilir mi?'' Öyle ya su ancak tülbentten süzülür.


Genel seçim öncesinde değiştirilen yasayla ittifakların yerel ve genel oy oranlarının karmaşasına Cumhurbaşkanının 50+1 yasasına rağmen birinci turda gerileyip geçemeyince şaşkınlık ikinci turda %52 alarak başarıldı ama bu süreçte ilerdeki seçimlerde iktidar ortağının eksen değiştirebileceğinin zannıyla 40+1 gündeme gelerek tartışılmaya başlandı.


İçeride ve dışarıda hiç de güven vermeyen ''Partili Cumhurbaşkanı Yasası'' nın özellikle iflas eden ekonomik politikalarının açtığı enflasyon ve beraberinde getirdiği zamlar-güncellemeler ve artan geçim zorluklarının yarattığı yoksulluk nedeniyle öncesinde kovulup ''Nas''dan vazgeçerek güya Mehmet Şimşek
(Maliye Bakanı'nın) insafına bırakılan Merkez Bankası ekibiyle ''Rasyonalite''ye dönüldğü ifade edilen çözüm önlemleri de bir türlü darboğazı aşamadı.


Aşamadı da devlet müdahalesini önleyebilecek kapitalizme göre piyasa dinamiklerinin doğal olarak işlemesine 'icazet' (izin) verir. Bilindiği gibi ''Arz ve Talep'' dengelerinin fiyatları üretimle doğru orantılı olduğu bir gerçek; üreten toplumla tüketici toplum arasındaki açığın bu politikalarla kapanmasının sağlanamayacağının deneyim tahtasındaki gerçeği sermaye ise de %40+1 tartışmasında yuvarlanarak geleceğimiz hiç de açık görünmüyor. 


Yeter ki ''Ben kazanayım'' dercesine bu seçim-geçim sistemlerinin faturalarını geçmişte olduğu gibi işçi, emekli-memur, asgari ücretli, işsiz ya da zor durumda kalan hep oyalanan emeklinin beklentilerine, gerçekleşecek gibi yükünü sırtlamaya ne yazık ki devam; yine tarafsız olmayan-olamayan cumhurbaşkanı ve yine Anayasa Mahkemesi-Avrupa İnsan Hakları Mahkemelerinin tekrar eden kararlarına-Anayasadaki yetkilerine rağmen bir bahaneyle karşı karşıya getirilip bir bakıma hükümranlığı sürdürecek Anayasa Taslağına ''Demokrasimizi güçlendirilecek'' diye koltuğa yapışmayı düşündürmüyor değil...


Yerelimden birilerine sorduğumda ''Düşündürmez olur mu?'' yanıtı daha çok duyulur oldu. Yerelimizin bir süre benim gibi kayyum-kayyım atamaları, kafamı nasıl karıştırdıysa şaşkınlığımdan ''Olabilir mi?'' soruma yanıt alamadım. Başından seçimlere kadar İçişleri Bakanlığınca atanan müfettişlere rağmen bir yolsuzluğun izine rastlanmaz iken aksine ''Yamanlar Kayyumu'' bu konuda milyonlarca tL. yolsuzluğu merkeze alındıktan sonra mahkemelere taşınıp üstü mü örtüldü? Geriye 180 milyon tL. borç ile yeni kayyum başkanına bıraktı; yani Mardin ve ülkemizin yurttaşlarına yerellerde bir yük daha, anlaşılan hizmetler ''Katlı Otopark'', trafik çözümlerinin bir başka bahara mı kaldı? Ardı ardına atanan kayyumlar da belediyelere yapıştı gel de hoşnut ol ...


Hani çok uzun süren kış aylarında kimi çekirdek çatlatır kimileri de mısır patlatır. Fıkra bu ya bakmayın halkımızın-kamuoyunun bir de gerçekleşen darbelerden ötürü belleği bir hayli canlı. 


12 Eylül 1980 Darbesi sonrasında oluşan ''Milli Birlik Komitesi'' ne ''Beşi Bir Yerde'' denildi. Denildi de kim bunlar diye sorulduğunda :
Kenan Evren, Nurettin Ersin, Tahsin Şahinkaya, Nejat Tümer ve Sedat Celasun'dan ibaret. Topu topuna görünen yüzleriyle beş kişi (Beşi Bir Yerde) yani As.Cunta
Askeri Cunta başkanı Or. General Kenan Evren, atanan geçici başbakan Bülent Ulusu ile özel kuaförün kapısından itibaren demokrasiyi konuşurlarken traşa başlayan kuaför, Cunta Başkanını koltuğa oturtur. Birkaç makas çıklamasından sonra sıkıyönetimlerden muzdarip olan kuaför, Kenan Evren'e sorar : 


''Demokrasiye ne zaman geçeceğiz komutanım?'' Sorusu karşısında darbecinin kafasındaki tüyü-kılı kirpi dikeni gibi diklendiğini gören kuaför kesime devam eder. Bir süre sonra tekrar sorar ''Demokrasiye ne zaman geçeceğiz?'' Artık darbeci başının yanıtlamasına gerek kalmadan kesime devam eder. Kuaför, meslektaşlarına anlattığında ''Birkaç kez sormanın nedeni neydi?'' Kuaför de : 


''İnanır mısınız tüylerini makas arasına almakta güçlük çekiyordum. 'Demokrasiye ne zaman geçeceğiz?' diye sorduğumda tüyler diklenince keserdim'' 
Yine mi anlamadık hala kafamız mı karışık? Yavaş yavaş berraklaşıyoruz sanki; kim bilir? 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar A.Vahap OMUZLAR - Mesaj Gönder

# Mardin

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mardin Haber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mardin Haber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Mardin Haber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mardin Haber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Mardin'in en Büyük sorunu nedir?
Tüm anketler