Ortadoğu’nun İsimsizleri: Ezidiler!

   Tarihte birçok topluluk sahip olduğu farklı özellikler nedeniyle yok olmaya mahkûm edilmiştir.  Bu yok oluş doğanın kanunlarıyla değil, insanın kibri nedeniyle yaşanmıştır. Toplumda farklı olan dışlanmış, hor görülmüş ve sonunda da ya öldürülmüş ya da çeşitli işkencelerden geçirilmiştir. Dolayısıyla tarihin sayfalarını şöyle bir karıştırdığımızda, geçmişinde çok acı izlerin yaşandığına kanaat getirebilmemiz mümkün. Bunları anlatmamdaki asıl sebep, yıllardır Mezopotamya toprakları üzerinde yaşamakta olan Ezidilerin zorlu mücadelesine şahitlik etmeniz, yanı başınızda olan bu insanlara daha iyi muamele etmeniz içindir.

   İnançları nedeniyle yanlış anlaşılan, hor görülen, baskı altında tutulan, birçok katliama maruz kalmış binlerce topluluk vardır. Ezidiler bu toplulukların en bilindik olanlarıdır. Ortadoğu’nun 4 bin yıllık kadim halkı olan Ezidiler, tarihin her döneminde farklı farklı zulümlere maruz kalmışlardır. Çoğu zaman yaşadıkları yerlerde dini inançlarını ya gizleyerek yaşamışlar ya da göç ettirilmeye zorlanmışlardır. Köklü bir geçmişleri olmalarına rağmen insanlık onlara çok adil davranmamıştır. Ezidilerin kim olduklarını daha iyi anlayabilmek için gelin, kelimenin anlamına bakalım:  

      Êzidilik, adını “Beni Yaratan” anlamına gelen “Ezda”dan alır. Ezda Êzidilerde Allah’ın adına karşılık olarak kullanılır. Kürtçede Xweda “Kendini Yaratan” iken, Ezda “Beni Yaratandır.” Êzidiler, kendilerini yaratan Allah’a bağlılıklarını kendilerini Ezda / Êzidi kavramı ile tanımlayarak kullanır.

       Genellikle Yezidi olarak bilinen ama aslında Yezidi değil, Ezidi olan bu topluluğun Yezidilikle hiçbir bağı yoktur. Çok köklü bir geçmişleri olan Ezidilerin, dünya üzerindeki nüfusları 1 milyona yakındır. Türkiye, Kuzey Irak, Suriye, Ermenistan Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde yaşamakta olan bu topluluğun, köken olarak Kürt oldukları kabul edilir. Birçok tarihi kaynak da bu bilgiyi doğrular.                                    

   Ezidiler, kendilerini Allah inancı olan ilk topluluk olarak tanımlarlar. Âdem’den bu yana ilk tek tanrılı dine inanan toplum olmalarına rağmen var olan dini inanışları nedeniyle çok fazla katliama maruz bırakılmış, sürgün edilmiş, kimliklerini gizli yaşamış, anavatanlarından kaçmak durumunda kalmışlardır. Bunun en büyük nedeni Semavi dinlerine mensup diğer insanların onlar hakkında yaptıkları yanlış yakıştırmalar, yaftalanmalardır. Semavi dinlerine mensup kimi insanlar, onları “şeytana tapmakla” suçlar, kimisi de onları “güneşe tapanlar” olarak adlandırdı.

IŞİD gibi radikaller tarafından “sapkın” olarak görülmüşler ve çok kez bu örgüt tarafından soykırım tehdidiyle karşı karşıya kalmışlardır.

  Dini inanışları nedeniyle yaşam alanları daraltılan ve çoğu zaman “dinsizler” diye adlandırılan Ezidilerin, ilk tek tanrı inancına sahip topluluk olduklarına değinmiştik.  İddia edildiği üzere şeytana ve güneşe de tapmazlar.  Güneş onlar için kutsaldır. Ve onların kıblesidir.  Sabah ve akşam namazlarını kılarken yüzlerini güneşe çevirirler. Ezidilerin “Melek Tavus’u” şeytan kabul edildiği için şeytana inandıkları söylenilir. Ama aslında onlar şeytana tapmıyor, sadece meleği algılayış biçimleri farklıdır. Sözü edilen Tavus, “Azazil Meleği” olarak adlandırılır ve Allah’ın elçisi kabul edilir. Kendilerine “Şeytana Tapanlar” olarak anılmasını reddederler. Şeytan kelimesi asla kullanmazlar. Şeytan kelimesini kullanmak onlarda yasaklanmıştır. 

Her ne kadar diğer dinler Ezidiliği hor görüp yıllarca sindirmeye çalışsalar da  Ezidiler; Müslümanlık, Hıristiyanlık, Musevilik gibi semavi dinlere saygı duyarlar. Kendilerinde peygamber inancı olmamasına rağmen, bu dinlerdeki peygamberleri kabul ederler.                                                                            

       Ezidillerde ahret inancı yoktur. Ezidiliğe göre; ruh bedenin ölümünden sonra başka bedenlere geçerek varlığını sürdüreceğine inanılır. Kutsal mekânları Laleş Vadisidir. Hac mevsimlerinde dünyanın farklı yerlerinden Laleş Vadisi’ne gelirler.

Birçok bayram ve kutsal günleri vardır. En önemli olanı “Çarşema Sor (Kızıl Çarşamba )”’dır. Her yıl Nisan ayının 13’ncü gününden sonraki Çarşamba gününü yeni yılın başlangıcı olarak kabul ediyor. Bundan dolayı onlar, tüm çarşambalar kutsal kabul ediyorlar. Tüm düğünlerini Çarşamba gününe denk getirmeye çalışırlar. Ayrıca kutsal sayılan Laleş Vadisi’ne ziyarete gelenler çıplak ayakla dolaşmak zorundadırlar. Ezidi inancına göre yere çıplak ayakla basmak, bilgeliği sembolize eder.

    Ezidilerin toplum yapısına baktığımızda çok sert bir kast sisteminin var olduğunu  görüyoruz. Müritler ve din adamları olmak üzere iki toplumsal sınıfları vardır. En üst katmanda din adamları bulurken en altta da fakirler yer alır. Kastlar arası evlilik yasaktır. Her kast kendi arasında evlenir. En katı kurallar her yerde olduğu gibi burada da fakirler için konulmuştur. Mesela fakirler diğer sınıflara göre daha fazla oruç tutar, tıraş olmaz, sert kumaşlar üzerine yatıp kan dökmeleri yasaktır. Hayatlarını kendilerine verilen sadakalarla idame ettirirler. 

Ezidilik inancında başka dinlerlere mensup kişilerle evlenmek de  yasaktır. Bu evliliklerin kültürel ve dini yapılarını zedelediklerine inanılır.

    “Mısrafa Reş ( kara kitap)” adındaki kitapları onlar için kutsaldır. Bu kitap Ezidi mitolojisini anlatmaktadır. Diğer dinlere mensup insanların kendilerine yapılan haksızlıkların aksine, onlar diğer dinlere son derece saygılı olmuş ve Kuran ile İncil’i her daim kutsal saymışlardır.

      Geçmişten bu yana tarihlerini koruyarak gelmelerine rağmen farklı nedenlerden dolayı maruz kaldıkları baskılar, katliamlar yüzünden nüfusları azalmıştır. Günümüzde Mardin’in Savur, Midyat ve Nusaybin ilçelerinde de yaşayan Ezidiler için hayat çok da adil davranmamıştır. Onların tüm hoş görüsüne, farklılıklara saygısına rağmen kendileri için durum hiçbir zaman öyle olmamıştır. Hep öldürülmüş, saklanarak hayatta kalmışlardır. Öyle ki Türkiye’de yakın zamanlara kadar nüfus cüzdanlarındaki din hanesi bölümüne çarpı işareti konulmuş, daha sonra bu yer boş bırakılmaktadır.   

      Şöyle düşünüyorum da sanırım insana en ağır gelen yük, insanı insan olarak kabul etmektir. İnsanlık tarihinin her döneminde kendimizden olanlarla hep savaş halinde olduk ve olmaya da devam ediyoruz. Bu savaş gerek kan dökülerek gerekse de varlık alanını daraltarak yapılagelmiştir. Acaba bir gün insanlık kimsenin dinine, diline, farklılığına, yönelimine bakmadan birlik içinde yaşayabilecek mi merak ediyorum. Farklılıklarımıza gölge düşürmeden yaşabileceğimiz zamanların gelmesi umuyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şaha Çimen - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mardin Haber Ajansı Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mardin Haber Ajansı hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Mardin Haber Ajansı editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mardin Haber Ajansı değil haberi geçen ajanstır.



Anket Hangi belediye başkanı daha başarısız?