Jim Jones ve hikayesi

Şimdi başlığı okuyunca kim bu Jim Jones ya da James Warren? Ne alaka? Neden? bize ne hikayesinden diye sorabilirsiniz. Hakkınız tabi ama aslında Jim Jones'un hikayesi tam da bizim hikayemiz bir anlamda. 917 kişiye aynı anda, ortak kararla intihar ettirme gücünü kendisinde bulabilecek başka bir insan yok diyebiliriz. Bizim hikayemiz çünkü içimizde öyle insanlarımız var ki; her an içimizden bir Jim Jones yaratma erdemsizliğine sahipler.

Neyse çok uzatmadan başlayayım Jim Jones'un ya da James Warren'in hikayesini anlatmaya:

Jim Jones, 18 Kasım 1978 günü Guyana'da Jonestown adını verdiği bir kasabada 918 müridini toplu intihara ikna eden tarikat lideri. Jim Jones, tarihin gördüğü en manipülatif ama en etkili insanlarından da biri.

Kilisesinin kurucusu, narsist, seks düşkünü, uyuşturucu bağımlısı olsa da müritlerinin gözünde keramet sahibi, karizmatik ilahi bir karakterdir Jim Jones.  

Babası gibi ırkçı Klu Klu Klux üyesi olmayan Jim Jones, beyazlar kadar siyahiler arasında da itibar görür ilk andan itibaren. Siyahiler, kısa sürede en coşkulu müritler olup çıkar. Amerikalı olan Jim Jones, giyimine, görünüşüne dikkat eden yakışıklı denebilecek bir karakter. 

Sakal tıraşını aksatmaz, ayakkabı bağcıklarını gözükmesin diye ayakkabısının içine iyice sokuşturur, siyah gözlüklerini takıp Halkın Barınağı dediği mabetlerde vaazlar verir. Ateşli bir vaiz, sözleri tesirli bir lider, toplantıları halka kapalı olduğundan merak edilen, şüpheli bir karakter.

Kitleler sırf meraklarından ya da macera olsun diye tapınağa üye olmaya başlıyorlar, üye sayısı arttıkça bu Jim Jones'un da itibarı artıyor  ülke çapında Hristiyan birliklerde önemli görevler alıyor, pervasızca konuşmalar yapıyordu. Toplum dışı olduğunu söyleyip dünyayı yok sayıyor, müritlerine mucizeler gösteriyor, kendisi dahil çevresindeki herkes kendisine tapıyordu.

Müritleri ona itaat etmek, Onu memnun etmek için birbiriyle yarışıyor, sınır tanımıyordu. O ise; kendince felaket senaryoları hazırlıyor, "bana inanmazsanız helak olursunuz" diyor, bunları dedikçe daha fazla saygı görüyor, Amerikan gazetelerinde manşetleri süslüyordu. Yılın hümanisti, Amerika'nın en iyi 100 din adamından biri diye ismi anılıyor, Martin Luther King ödülünü alıyordu. 

Öyle ki; kazandığı bu saygınlık ve itibar onu öyle sarhoş etmiş olacak ki; şöhretin zirvesinde bayrak üstüne bayrak dikiyordu Jim Jones. 

Medyanın ilgisi  halkın sevgisi ve tapınması onu öyle bir hale getirmişti ki; korkuları artmış, hırsları çoğalmış, kuşku ile yaşayan, her şeyi tehdit olarak gören bir hal almıştı. Girdiği bu psikolojiden çıkmasının bir yolu vardı ona göre. O da cemaatini yanına alıp, kendisine tapanlarla dolu bir adada kendisini büyütmek, büyütmek ve büyütmek. 

İlk fırsatta Karayipler'in hemen yakınında bulunan Guyana'nın Jonestown ismini verdiği gözlerden ırak adasına gitmek için kolları sıvadı. Guyana hükümetine başvurdu. Hükümet binasında başkanın çayını içip para dolu bir çantayı bırakarak ıssız ormanlarda bir yer edindi. Bu yere Jonestown adını verip müritlerini de buraya taşıdı. 

Müritlerine birtakım kurallar koydu: Evlilik yasaktı, aile bağları olmayacaktı. Evlilik dışı ilişkileri özendiriyordu. Kadınları cinsel açıdan kendisi için hazır tutmalarını söylüyor, erkek müritlerinin önünde eşleriyle birlikte oluyordu.

Tapınağa katılanların tüm mal varlığı Jones'un üzerindeydi, Jones besliyordu onları. Nunu yaparak tarikatını kendine sıkı sıkıya bağlıyordu. İktidar piramidinin en üstünde kendisi, onun altında planlama komisyonu ve muhafızlar, en altta da sıradan insanlar bulunuyordu. Tarikatı terk etmek coğrafi açıdan zor olsa da ayrılmayı seçmenin cezası ağır oluyordu. Açık eleştiriyi yasaklamıştı. Yapanı da çok şiddetli bir şekilde cezalandırıyordu. Muhbir ve casus ağı üst dereceydi.

Dışarıdan bilgi akışı kapalı, her şeyi ben bilirim anlayışı hakimdi. Sürekli beyin yıkama aktivitesi içinde eğitim çalışması yapılıyordu. Açık şekilde, Mesih ben Mesihim demeyecek, demek yerine hiç çekinmeden ben Mesihim diyebiliyordu. Annesinin evlenme sebebi zaten bir kurtarıcı doğurmaktı. Bu yüzden, annesinin bu sözüne kanmış, kendisini kurtarıcı olarak görmeye küçük yaşlarında başlamıştı.

Uyuşturucu bağımlılığını artık gizleyemiyor. Açıktan uyuşturucu kullanıyordu. Müritlerine toplu intihar provaları yaptırıyordu.

Tarikat mensuplarının durumunu; akrabaları, eşleri, dostları tarafından iyice merak edilmeye başlanmıştı. Dernekler oluşturulup, insan hakları ihlalleri oluyor diye bölgeyi ziyaret ve teftiş etmesi için bir basın ekibi ve senatör göndermeyi başardılar. Jones bunları çiçeklerle karşılayıp ne kadar mutlu olduklarını anlatmaya başladı. Sanki cennette yaşıyorlarmış gibi bir tablo çizdi.

Ekip Jonestown'dayken her şey normal gözüküyordu fakat birkaç kişi ertesi gün ziyaretçi ekibe artık oradan ayrılmak istediklerini söylediler. Ekip, dönerken ayrılmak isteyenleri de aldı ve havaalanına gitti. Uçağa binerken insan tapınağı üyelerince saldırıya uğradılar. İçlerinde, senatörün de olduğu 5 kişi hayatını kaybetti.

Jim Jones, öldürüleceği ya da cezaevine  gireceği düşüncesiyle olsa gerek, toplu intihar fikrini ortaya attı. Zaten provalarını da yapmışlardı. 

Jim Jones'un müritlerine ben sizlere iyi bir hayat vermek için elimden gelenin en iyisini yaptım. Buna rağmen, bir avuç insan, yalanlarıyla bizim hayatlarımızı yaşanamaz bir duruma getirdiler. Eğer barış içinde yaşayamıyorsak, o halde barış içinde ölelim. Bizler ihanete uğradık. bizim yapacağımız eyleme topluca intihar denilemez. Bu eylem devrimci bir harekettir demeye ve müritlerini ikna etmeye başladı. 

Aradan birkaç çatlak ses çıktı ama çoğunluk hipnoz olmuş gibi bu fikri destekledi. 

Jones sözlerini sürdürüyor; şu anki durumumuz bu dünyada bize cehennemden bile beter bir hayat yaşatacaktır. benim için ölüm korkunç bir şey değildir demeye devam ediyordu. Müritleri çılgınlar gibi alkışlıyor toplu intihar fikrini destekliyor, aradan çıkan bir elin parmakları kadar çatlak seslere kimse aldırmıyordu.

Jones; esas lanetli olan bundan sonra yaşamaktır. bu durumda yaşamanın bir anlamı yok! İnsanlara vereceğimiz en iyi cevap, bu kahrolası dünyadan çekip gitmemiz olacak diyordu. 

Ve Jones bu sözlerinin devamında alkışlar ve tezahüratlar arasında Tanrı aşkına, hadi başlayalım. Şerefle ölmeliyiz... hadi! çabuk! çabuk! ölmek bu hayatta yaşamaktan kat kat daha iyi diyordu. 

Bu sözlerin ardından aralarından bazıları kaçmayı başardı. kaçmamayı tercih eden, kaçamayan 918 Jones müridi 18 Kasım 1978 günü siyanürlü portakal suyunu içerek yaşamına son verdi. itiraz edenlere şırıngayla enjekte edildi. Jim Jones da silahıyla kendisini vurdu.

Olay yakın dönem tarihinin en çarpıcı olaylarından. Mürit olmanın getirdiği sonuçları gösteriyor. Kontrolü kaybeden bir insanın arkasına aldığı bilinçsiz destekle neler yapabileceğini gösteriyor. 

Bu nedenle siz siz olun bilinçsiz müritlerden olmayın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Akgül - Mesaj Gönder

# ölüm

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mardin Haber Ajansı Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mardin Haber Ajansı hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Mardin Haber Ajansı editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mardin Haber Ajansı değil haberi geçen ajanstır.



Anket Hangi belediye başkanı daha başarısız?