Mardin Kadın Çalıştayı sona erdi: İşte detaylar

KESK Mardin Kadın Meclisi’nin “Şiddetsiz Bir Yaşama Çağrı” şiarıyla düzenlediği kadın çalıştayının ön raporunda, İstanbul Sözleşmesine geri dönülmesi çağrısı yapıldı. 

Kamu Emekçileri Sendikalar Konfederasyonu (KESK) Mardin Kadın Meclisinin, “Şiddetsiz Bir Yaşama Çağrı” şiarıyla düzenlediği kadın çalıştayı sona erdi. Mardin Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen çalıştay, forum ile devam etti. Tamamlanan forumun ardından çalıştayın ön raporu açıklandı. Rapor, Eğitim Sen Mardin Şubesi Eğitim Sekreteri Duygu Özbay tarafından okundu.

Açıklanan ön raporda çarpıcı taleplere yer veren kadınlar ilerleyen günlerde geniş bir sonuç bildirgesi yayınlayacak. Kadınların tespit ve taleplerinin yer aldığı ön raporunda sağlık çalışanlarına dönük saldırılar ayrı bir başlık altında toplandı. Sağlıkta yaşanan şiddet olaylarına dikkat çekilen raporda çözüm önerileri de yapıldı. 

İşte çalıştayın ön raporunun tamamı;

"İnsanlık tarihi aynı zamanda mücadeleler tarihidir. Her çağın bağrında yeni üretici güçler toplumsal alanı yeniden şekillendirirken kadınlar bu toplumsal alandan dışlanmıştır. Organik toplumlarda var olan ’farklılıkların birliği’ ya da ‘çeşitliliğin birliği’ mevcut ve cinsler, türler arasında herhangi bir tahakküm durumu söz konusu değil iken, organik toplumlardaki bölünmeler yaşadığımız tüm sorunların kökenini oluşturmuştur. Hiyerarşinin acımasız özellikleri muhtemelen ilk hiyerarşi gruplarında yer almamıştır. Erkeklik kültürünün önem kazanması gerontokrasinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bugün kadınların, ırkların, farklı cinsel yönelimlere sahip bireylerin ve yeryüzünün karşı karşıya kaldığı sorunların, savaşların mükemmel olarak tasvir edilen erkeklik kültürü oluşturmaktadır.

Geçmişi sınıflı toplumlar boyunca bin yıllara uzanan bu eşitsizlik, kapitalizmle birlikte yeni anlamlar kazanmıştır. Kapitalist üretim biçimi, üretim sürecinde kadın emeğini çoğunlukla niteliksizliğe, güvencesizliğe, ucuz emeğe mahkûm ederek erkek egemenliğini kendi kâr maksimizasyonuna tercüme etmiştir. Dahası, emeğin yeniden üretim sürecinde, bakım, büyütme, iyileştirme, hijyeni sağlama, doyurma, tasarruf etme gibi bakım emeğinin türlü kollarında kadınlar ezilme ve sömürü ilişkileri içindedir. Kadınların emeği, yeniden üretim sürecinin maliyetini düşürürken, sermaye sınıfı aradığı düşük maliyetli emek kaynaklarını ya da işçileri kolayca bulabilecektir.

Bugün, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gerici, piyasacı ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan saldırıların doğrudan hedefleri arasında yer alan kadınlar, eşitsiz çalışma koşullarıyla, ev içi emeğin ve bakım emeğinin sömürülmesiyle, eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanma haklarının gasp edilmesiyle, kadın cinayetleriyle, taciz, tecavüz ve istismarla, çocukluk çağında evlendirmelerle karşı karşıyadır

Neoliberalizmin modernleşmeyle harmanlanması ve artan işgücü ihtiyacı, kadına kamusal alanda var olması için bir fırsat yaratmış olsa da kurumlar toplumsal cinsiyet eşitsizliği ekseninde şekillendirerek erkeği öncelemektedir. Dolayısıyla günümüz toplumlarında kadınların kamusal alanda giderek daha fazla yer aldığı durumu sayısal bir veriden ibarettir.

Kurumlar her ne kadar cinsiyetten arınmış olarak gözükse de aslında toplumsal cinsiyet rollerine göre şekillenmektedirler. Bu nedenle toplumsal cinsiyet rollerindeki eşitsizlikler kurumsal yapılarda yeniden üretilmektedir ve yaygınlaştırılmaktadır. Bu kurumlara içkin olan toplumsal cinsiyet rolleri ideolojisi doğal hale getirildiğinden ötürü işleyiş çok etkili fakat aynı zamanda görünmez bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Cinsiyetli kurumlar terimi toplumsal cinsiyetin bütün süreçlerde, pratiklerde, sembollerde, ideolojilerde, hukuk, ekonomi, din, akademi gibi bütün yerlerde varlığını koruması, yeniden üretmesi ve yaygınlaştırması anlamına gelmektedir. Bu alanlar çoğunlukla tarihsel olarak erkeler tarafından geliştirilmiş ve erkeklerin iktidar olduğu kurumlardır. Bu kurumlar erkeklerin varlığı ile tanımlanırken kadınların da yokluğu ile tanımlanan bir şekilde oluşturulmuştur.

Sağlık sektörün de başta kadın çalışanlar olmak üzere, sağlık çalışanlarının karşılaştığı şiddet olayları günden güne arttığından sağlık hizmetlerindeki şiddet konusu, günümüzde gittikçe artan bir önem kazanmakta ve artık sağlık çalışanının şiddet acısından risk altında olduğu gerçeği kabul görmektedir. Buna rağmen şiddetin çözümü noktasında yetkililer tarafından yeterli önlemler alınmamaktadır. İşte evde okulda sokakta maruz kaldığımız şiddet hayatımızı en derinlikli etkileyen olgulardan biridir.

Sağlık kurumları sağlık personellerinin çok farklı kesimler ile yakın temas kurduğu yerlerdir. Bu yakın temasa hastalık durumlarının getirdiği duygusal yükler de eklenince şiddet olgusu ilke karşılaşma oranı artmaktadır.

Dünyadaki işyeri şiddetinin yaklaşık dörtte biri sağlık sektöründe meydana geldiği ve bunun sağlık sektöründe istihdam edilen kadınlara daha çok yansıdığı gözönünde bulundurulursak ısrarla sağlıkta şiddet yasasının çıkarılmaması iktidarın bakıl açışınızda gösteriyor.

AKP rejiminin kadın düşmanlığı, özel hayata ilişkin talimatlardan, bedene müdahaleye, cinselliğin denetlenmesinden kadına yönelik şiddette cezasızlık politikalarına geniş bir alana yayılmaktadır. Kamuoyunda uzun bir süredir gündemde olan, OHAL uygulamaları ve devamında covid-19 pandemisi ile cezaevlerinde tecrit ve hak ihlallerinin en üst düzeyde yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Cezaevleri AKP MHP iktidarının uyguladığı mutlak ve hukuksuz tecrit politikaları neticesinde birer ölüm evlerine dönüşmüştür. Haliyle geçmişten bugüne olduğu gibi cezaevleri, hak ihlalleri, darp, kötü muamelelerinin odağı haline gelmekten öteye gidememiştir.

Cezaevlerinde de kadın tutsakların yaşadığı sistematik işkence, taciz ve tecavüz her geçen gün artmaktadır. Garibe Gezer tutuklu bulunduğu 1 nolu kandıra cezaevinde işkenceye, tecavüze ve cinsel şiddete maruz kalmış ve kendisine yaşatılan haksızlıkların hesabını sorulması için adalet arayışına girmişti. Ancak, Garibe’yi tam tecrit ceza infaz sistemi ve fiziki cinsel saldırılar neticesinde şüpheli bir şekilde kaybettik. Cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ile tutsaklar bile bile ölüme sürüklenmektedir. Nitekim son dönemde cezaevlerinde sayısızca cenaze çıkmıştır.

Uluslararası sözleşmeler ve ilkeler çerçevesinde, cezaevindeki tutuklu ve hükümlüler, yasal statülerine bakılmaksızın, aynı kalite ve standartta, tıbbi bakıma eşit erişim hakkına sahiptir. Ancak geçmişten bugüne yeterince tedavi edilmeyen hasta tutsakların Pandemi gerekçesi ile tedavi edilmediği gerçeği ile karşı karşıyayız.5275 sayılı ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında kanunun hapis cezasının infazının hastalık nedeniyle ertelenmesi başlıklı maddesi “maruz kaldığı bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen kişiler için hüküm iyileşinceye kadar bırakılabilir.” Denilmektedir. Adli tıp kurumu politik yaklaşımları ile en ağır hasta tutsaklara bile cezaevinde kalabilir raporu vermektedir. Aysel Tuğluk milletvekili kimliği ile yaptığı düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamındaki konuşmaları nedeniyle yargılandı ve yıllardan bu yana cezaevinde. Yetkili yerel sağlık kurumları tarafından cezaevinde yaşayamayacağı yönünde görüş bildirmesine rağmen adli tıp kurumu ağır hastalığına rağmen bir kez daha cezaevinde kalabilir raporu verdi. Birçok hasta mahpus için adli tıp kurumları cezaevinde kalabilir raporu vermekte. Adli tıp kurumlarının politik Saikler ile değil bilim etiğine uygun hareket etmelidir.Mahpuslar yaşadıkları sağlık sorunları nedeniyle hastaneye gittikten sonra Özellikle hastane dönüşlerinde karantina odalarında 15 gün bekletilme hali, var olan hastalıkları derinleştirmektedir. Açıkça belirtmek gerekir ki, karantina odaları fiziksel, ruhsal, duyusal, psikolojik ve politik ihtiyaçlara cevap olamamakta aksine bir tecrit hali yaşatmaktadır. Bu haliyle cezaevleri tamamen sağlıklı olma halinden uzaklaşmıştır. Yine kötü uygulanan hastane sevkleri, kelepçeli muayene, eksik-yetersiz tedaviler, ilaç temininde yaşanan zorluklar, revirde doktor bulamamak yaşanan başlıca sorunlardır.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunu 8 mart 2021 - 8 mart 2022 tarihleri arasındaki verilerine göre; En az 277 kadın cinayeti ve 247 şüpheli kadın ölümü gerçekleşmiştir. 277 kadın cinayetinde, öldürülen kadınların 33’ünün daha önceden polis ya da savcılığa şikayette bulunduğu ya da koruma kararı olduğu ortaya çıktı. 33 kadın yetkililere başvurduğu halde, yetkililerin görevini yerine getirmemesi sonucu erkek şiddetiyle öldürüldü. İstanbul sözleşmesinden imzanın çekilmesi ve 6284 Sayılı Kanun'un etkin uygulanmamasının ve uygulamayanlarla ilgili caydırıcı yaptırımların olmamasının cinayetlerin artmasında en önemli faktör.

2021-2022 yılında Mardin’de yaşanan kadın cinayetleri çetelesine göre; Mardin’de kadın cinayetlerinde artış yaşanmaktadır.

6. yargı paketi yasalaşırsa; Boşanma sonucunda bağlanan yoksulluk nafakası evlilik süresine bağlı olarak 5-7 yıl olacak. 30-40 yıllık evliliklerde bile en çok 12 yıl olarak sınırlandırılacak. Boşanma davalarını hızlandırıyoruz diyerek, erkekler hemen boşanma kararı alacak. Kadının ve çocukların nafakası, velayetin kimde olacağı, kadının tazminat, evlilik içerisinde edinilen malların paylaşımı, nafaka vb. diğer alacakları yıllar süren davaların sonucuna bırakılacak. Medeni yasadaki haklarımız parça parça ortadan kaldırılacak. Psikolojik şiddet, ısrarlı takip, fiziksel şiddet, zorla evlendirme, kadın sünneti, kürtaja zorlama, zorla kısırlaştırma, tecavüz, taciz ve cinsel şiddet dahil olmak üzere kadına yönelik şiddetin tüm türleriyle mücadeleyi kapsayan İstanbul Sözleşmesi, 11 Mayıs 2011 tarihinde imzaya açılmış ve 1 Ağustos 2014'te yürürlüğe girmişti. Türkiye, sözleşmenin ilk imzacısıydı. Toplumsal cinsiyet eşitliğine dayanan İstanbul sözleşmesinden 1 temmuz 2021 de cumhurbaşkanının kararıyla imza çekilmiştir. Sözleşmenin ilk yürürlüğr girdiği 2014 yılında kadın cinayetlerinde büyük oranda düşüş yaşanması szöleşmenin kadınların yaşamını koruduğunu göstermektedir. İstanbul Sözleşmesine derhal geri dönülmelidir. Kadınları iş hayatında istismardan, mobingden, şiddetten koruyan ILO 190 sözleşmesi imzalanmalıdır.

Çaliştayda ön plana çıkan başlıklar ekolojik,cins eşitlikçi, kadın özgürlükçü yeni bir toplumsal düzene ihtiyacımız olduğu vurgusu yapıldı. Bugün yaşanan kadın cinayetlerinin, ekolojik yıkımların, cinsel yönelimi farklı bireylerin karşılaştığı sorunların, savaşların, ırk ve cinsiyet ayrımcılığının temelinde mükemmel olarak tasvir edilen erkeklik kültürünün yattığı önemle belirtildi.

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin bütün kurumların tüzüğünde yer alması, eğitim müfredatına dahil edilmesi, İstanbul Sözleşmesine geri dönülmesi, 6284 sayılı yasanın etkin uygulanması, ILO 190 Sözleşmesinin imzalanması, KESK ve diger bütün sivil toplum örgütlerinde eşbaşkanlığınve eşit temsiliyetin resmi hale getirilmesi, hasta tutsaklar ve özelde hasta kadın tutsaklar uygulanan tecrit, işkencenin her türlüsü derhal sonlandırılması, TCK 103 çocukların cinsel istismarına yönelik yasada yapılmak istenen değişiklikleri Kabul etmediğimizi kısacası tecavüzü meşrulaştırılmasını ve iktidarın yargı paketleriyle kadın kazanımlarına yönelik saldırıları Kabul etmediğimiz çalıştayın ana gündem konularını oluşturdu.

Şiddetsiz, Sömürüsüz, Savaşsız Bir Yaşamı Kadınlar İnşa Edecektir.:

13 Mar 2022 - 18:11 - Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mardin Haber Ajansı Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mardin Haber Ajansı hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Mardin Haber Ajansı editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mardin Haber Ajansı değil haberi geçen ajanstır.