Mardin'de 9 işçinin enkaz altında kaldığı altın madeni için açıklama

Mardin Emek ve Demokrasi Platformu, Ercincan İliç ilçesinde Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat tarihinde meydana gelen göçüğe ilişkin açıklama yaparak, madenin kapatılmasını istedi.

Bayram Kerimoğlu
Bayram Kerimoğlu Tüm Haberleri
Mardin'de 9 işçinin enkaz altında kaldığı altın madeni için açıklama
Haber albümü için resme tıklayın

Mardin Emek ve Demokrasi Platformu, Erzincan'ın İliç ilçesinde Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat tarihinde meydana gelen göçüğe ilişkin açıklama yaptı. Çok sayıda kişinin katıldığı açıklamaya DEM Parti Mardin milletvekili Kamuran Tanhan da destek verdi. Açıklamayı platform adına Maden Mühendisleri Odası Mardin Temsilcisi Şükrü Kaya okudu.

Mardin'de 9 işçinin enkaz altında kaldığı altın madeni için açıklama

Yaşananların sorumlusunun sadece faaliyeti yürütenler olmadığını belirten Kaya, “Söz konusu maden faaliyetlerinin yürümesine olanak sağlayan, izin verenlerin  ülkemiz kaynaklarının, doğamızın bir grup yabancı sermayenin çıkarları uğruna yağmalanmasına göz yumanlardır. İvedilikle sonuçlandırılması yasa ile zorunlu tutulan davaları sürüncemede bırakan, uzamasına neden olan, üzerinden yıllar geçmesine karşın halen yürütmenin durdurulması talebini dahi karara bağlayamayanlardır” dedi. Madenlerin ulusal ve uluslararası sermaye gruplarının yağma alanı olmaktan çıkarılması gerektiğini kaydeden Kaya, “İliç’te yaşanan felaketin tüm sorumluları yargı karşısında hesap vermeli, tüm ÇED kararları kararı iptal edilmeli ve bu tesisin sonuçları neticesinde siyanürle altın üretimi yapan diğer tesisler için örnek alınarak siyanürle altın işletmeciliğini geldiği sonuçlar itibarıyla biran önce bu ve benzeri tüm tesislerde kapatılmalıdır” dedi.

Mardin'de 9 işçinin enkaz altında kaldığı altın madeni için açıklama

Kaya'nın yaptığı açıklamanın tamamı şu şekilde: 

"Erzincan ili İliç ilçesinde faaliyet gösteren yerli ortaklı kanada firmasının işlettiği altın madeninde 14:30 sularında, liç prosesi maksadıyla oluşturulmuş olan yığında kayma meydana gelmiştir. Yaşanan bu felakette dokuz işçi milyonlarca metreküp toprak yığını altında kalmış ve kendilerine henüz ulaşılamamıştır.

Söz konusu alanda, doğadan çıkarıldığı haliyle kırma eleme tesisinde boyutlandırılarak yığın haline getirilen ve altın cevherini de içeren kayaç, siyanür marifetiyle zenginleştirilmektedir. 

Olayın meydana geldiği alanda yapılan siyanür uygulaması göz önünde bulundurulduğunda, ekolojik bakımdan da büyük bir facianın yaşandığı anlaşılmaktadır. 

Madencilik faaliyetleri sırasında oluşturulan bu denli büyük yığınların kaymaması için gerek proje aşamasında gerekse de uygulama aşamalarında, mühendislik bilgisi ve disiplinin dışına çıkılmamalıdır. Yığının kaymaması için yığının stabilite hesapları, mevsimsel koşullar da göz önünde bulundurularak özenle yapılmalı, periyodik olarak teknik takibi sağlanmalıdır. 

Tüm bu veriler ışığında doğaya milyonlarca metreküp siyanürle kirlenmiş toprak ve kaya kütlesinin yayıldığı ve 9 işçinin altında kaldığı bu faciada ihmaller zincirinin olduğu açıktır. 

Faaliyete girdiği 2008 yılından itibaren birbiri ardına ortaya çıkan ekolojik felaketlerle sıklıkla gündeme gelen, ANAGOLD Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş tarafından işletilen Çöpler Kompleks Maden İşletmesinde gerçekleştirilen sömürge madenciliği ile yalnızca doğamız ve kaynaklarımız değil, ekolojik yaşam alanlarımızda katlediliyor. Maden işletmesinin atıkları ekolojiye yıllardır büyük zararlar veriyor. Dolayısıyla yerel halk ve ekosistem için büyük bir tahribat ve sağlık sorunları silsilesine neden oluyor.

TTB’den 25 Mayıs 2021’de konuya ilişkin paylaşılan görüşte “Siyanürlü madencilik faaliyetinin Arama, Sıyırma ve Patlatma, Öğütme ve Siyanürleme, Atıkların Depolanması gibi dört ana aşamadan oluştuğunu ve Madenciliğin tüm bu aşamalarının ekolojik tahribat ve insan sağlığı için farklı tehditler içerdiğini, bunun içinde Biyolojik çeşitlilik, tatlı su varlığı ve insan sağlığını tehdit edecek derecede toksik bir kimyasal olan ‘siyanürlü liçleme yönteminin kesinlikle yasaklanması gerektiğine yer vermektedir.

Bilim insanlarının konuya ilişkin görüşler neticesinde Tesiste kullanılacak maddelerin hemen hepsinin insan sağlığı ve ekolojik yaşam açısından riskli olduğunu esas ekolojik riskin siyanür tarafından mobilize edilen ağır metallerden kaynaklandığını, özellikle  Arsenik’in (AS) bileşiğinin sulu fazda bulunduğunu ve bunların da tehlikeli birer zehir olduğunu belirterek “Fare zehri olarak da bilinen Arsenik’in AKUT ETKİSİ, aşırı miktarda alındığında öldürücü olduğunu, KRONİK ETKİLERİNİN ise Cilt kanseri, duyu bozukluğu, refleks kaybı ve depresyon, kansızlık,  kalp yetmezliği, kan kanseri, lenf sistemi kanser,  karaciğer tümörü,  doğuştan sakatlıklar,  gelişmesini tamamlamadan doğan bebekler,  akciğer kanseri,  böbrek yetmezliği ve akıl hastalıkları” olduğu görüşünü belirtiyor.

 

İşletmenin Faaliyet süresince hiçbir risk olmayacağı varsayımında bulunması durumunda dahi maden işletmeciliği sona erdikten sonra bu atıklar ortadan kaldırılamadıkları için mevcut tehlikenin varlığını ilelebet süreceğini ayrıca bölgenin Fırat Nehri‘ne yakınlığı göz önüne alındığında olası bir sızıntı, yıkım riskinin yol açabileceği ekolojik bir felaketin ne boyutlara ulaşacağını öngörmenin mümkün olamayacağını belirten bilim insanları son olarak Çevre sağlığı ve hava kirliliği bağlamında işletmede kullanılacak dizel yakıtların yaratacağı ekolojik kirliliğinin boyutunun da devasa miktarlarda olduğu gözlemlenmekte olup, bölgenin aktif fay hatlarına ve Fırat Nehri’ni besleyen su kaynaklarına yakın olması nedeniyle oluşabilecek bir kaç/afet durumunda olumsuz etkilerin Fırat Nehri havzasındaki tüm coğrafyayı ve ekosistemini etkileyebilecek potansiyele sahip olduğu, en ufak bir dalgınlık ve acemilik telafi edilemeyecek felaketlere yol açacağını” belirterek “Fırat Nehri’ndeki ve barajlardaki suyun yıllar boyu kullanılmayacak hale geleceğini, bunun da tarımsal üretimin sonu” anlamına geldiğini önemle vurgulamaktadır.

Ancak Faaliyete girdiği yıldan bugüne, mevzuat dolanılarak parça parça hazırlanan projelerle devasa nitelik kazanan Çöpler Kompleks Maden İşletmesinin yarattığı tahribat ve oluşturduğu tehlike TMMOB tarafından daha önce de pek çok kez kamuoyuna açıklanmış, açılan davalarda sunulan teknik raporlarla da ortaya konulmasına rağmen ne yetkili idarece ne de Mahkeme heyetinde ısrarla dikkate alınmamış faaliyetin devamına imkan sağlanmıştır.

TMMOB tarafından ilgili kurumlara sunulan her dilekçe ve her açıklamada liç sahasında yaşanabilecek kayma önemle vurgulanmasına karşın; ne Bakanlık ne yerel idare ne de Mahkemece uyarılar dikkate alınmamış, göz ardı edilmiş ve maalesef TMMOB tarafından ısrarla ısrarla dikkat çekilmeye çalışılan tehlike gerçekleşmiş 13 Şubat 2024 te yaşanan felakete yol açmıştır.

Bu yaşananların sorumlusu, faaliyeti yürütenler kadar yürümesine olanak sağlayan, izin verenler, ülkemiz kaynaklarının, doğamızın bir grup yabancı sermayenin çıkarları uğruna yağmalanmasına göz yumanlardır. İvedilikle sonuçlandırılması yasa ile zorunlu tutulan davaları sürüncemede bırakan, uzamasına neden olan, üzerinden yıllar geçmesine karşın halen yürütmenin durdurulması talebini dahi karara bağlayamayanlardır. Yıllardır yargının verdiği kararlar uygulanmayarak Türkiye‘nin her yanını bu tür atık barajlarına dönmesi sağlanmıştır. Ayrıca birçok bölgede proje aşaması olan tesisler düşünülmektedir.

AB Parlamentosu 2010 yılında AB Komisyonuna siyanürlü altın madenciliğinin AB topraklarında yasaklanmasını şu gerekçelere dayandırarak önerdi:

*  Siyanür, canlı çeşitliliği, tatlı su varlığı ve insan sağlığını tehdit eden yüksek derecede toksik bir kimyasaldır.

*  Maden atıklarında canlı sağlığı için belirlenen güvenli limit değerlerin çok üstünde siyanür bulunur ve maden atıklarını yönetmek zordur.

*  Siyanürlü maden işletmeleri 8-16 yıl gibi kısa sürelerde kısıtlı istihdam yaratırken, olası bir kaza sorumlu işletmeler tarafından karşılanmayacak kadar büyük, sınır ötesi yıkımlara neden olur.

*  Geçtiğimiz 25 yıl boyunca dünya genelinde 30’dan fazla atık maden barajı kazası yaşanmıştır (uzun süreli kaza kayıtları atık barajı kazalarının görülme sıklığındaki artışa dikkat çekerek gelişen teknolojinin baraj kazalarının önüne geçmediğini gösteriyor).

*  İklim değişikliği kaza riskini arttırmaktadır.

Bir kez daha sesleniyoruz; yaşam hakkı tüm canlı varlıklar için kutsaldır, sağlıklı ve ekolojik yaşama hakkımızın korunması için bu tür tesislerin çalışmaları sonlandırılmalı, atıkları için kısa sürede kontrol altına alınacak faaliyetler başlatılmalıdır.

Madenlerimiz ulusal ve uluslararası sermaye gruplarının yağma alanı olmaktan çıkarılmalı, İliç’te yaşanan felaketin tüm sorumluları yargı karşısında hesap vermeli, tüm ÇED kararları kararı iptal edilmeli ve bu tesisin sonuçları neticesinde siyanürle altın üretimi yapan diğer tesisler için örnek alınarak siyanürle altın işletmeciliğini geldiği sonuçlar itibarıyla biran önce bu ve benzeri tüm tesislerde kapatılmalıdır.

Yine söylüyoruz 6 Şubat Depreminde olduğu gibi burada da Kamu çıkarlarından uzak, ekolojiyi, doğayı, halkı ve insanı esas almak yerine, yandaşı koruyan mevcut yanlış ekonomi ve madencilik politikaları terkedilmedikçe bu tür felaketler yaşanmaya devam edecektir.

Bu tür faciaların yaşanmamasının yolunun mühendislik bilgi ve disiplinini terk etmemekten geçtiğini hatırlatır, ayrıca madende çalışan işçiler ve ailelerine; yöre halkına ve halklarımıza başsağlığı ve geçmiş olsun dileklerimizi sunuyoruz."

Haber: Bayram Kerimoğlu

16 Şub 2024 - 18:42 - Gündem

Mahreç  Bayram Kerimoğlu