Yazı Detayı
16 Ekim 2020 - Cuma 14:27
 
İncitmeyelim ki başkası da bizi incitmesin…
Şehmus Edis
mardinhaber
 
 

İnsanoğlu var olduğu günden beri bu fani dünyada sürekli bir toplum içinde yaşıyoruz.  Sürekli başkalarıyla dostluklar, arkadaşlıklar, komşuluk ilişkileri ve alışveriş içinde bir hayat yaşıyoruz.  Dinimizin ahlak kurallarından bir tanesi de çevremize iyi davranmak, kırıp dökmemek, kimseyi incitmemek. İncitmemenin yanı sıra kimseye fiziki zarar vermemektir. Vurmamak, dövmemektir. Bunun sonrası ise incitmemek, kalp kırmamaktır. Her namazda  her sohbette mutlaka insanları incitmemek, incinmemek adına önemli konuları anlatılır.

Fakat ne yazık ki günümüzde bütün bu saydıklarımızın hepsini bilerek veya bilmeyerek olsa  da incitiyoruz veya inciniyoruz.  İncitmek deyince kalp kırmak, gönül yıkmak, insanın ruhunu rencide etmek gibi daha hassas yönleri var. Başkalarına zarar vermemek, Birine karşı ağır konuşulur, hakaret edilir. Onun dedikodusu yapılır, iftira atılır, başına geçen bir musibetten dolayı dışlanmak veya selam vermekten kaçınmak  böylece incitilmiş olur. Bunlar insanlıkla, güzel ahlakla, bağdaşmayan davranışlardır.

Ne sen bir kimseden incin, ne senden kimse incinsin.”

Sevgili Peygamberimiz Müslümanı şöyle tarif eder: “Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların, başka insanların emin olduğu kimsedir.” (Müslim, İman, 64, 65.) Eliyle kimseye zarar vermeyen, zorbalık yapmayan, kaba kuvvetle başkalarını tehdit etmeyen, kırıp dökmeyen kimsedir. İkinci olarak diliyle zarar vermemek söz konusudur. Dille nasıl zarar verilir?

Sa’di Şirazi Gülistan’da anlatır: Zalim bir adam vardı, fakirlerin odunlarını zorla alır, gene zorla zenginlere verirdi. Bu durumu bilen ariflerden birisi o zalim kişiye rastlayınca şöyle dedi: “Sen bir yılansın, kimi görsen sokarsın yahut bir baykuşsun ki nerede otursan orayı viran edersin. Senin gücün bizlere yeterse de Allah’a yetmez. Yerdeki insanları zorlama ki göğe beddua çıkmasın.”

Zalim adam bu sözlerden çok alınmış. Aradan çok geçmemiş, bir gün o zalimin odun deposu yanmış. Yalnız odunları değil evi konağı nesi varsa hepsi yanıp kül olmuş. Bu sırada evvelce ona nasihat eden zat oradan geçmekteymiş. Ev sahibi başına toplananlara hayıflanarak söyleniyormuş: “Bilmiyorum bu ateş benim sarayıma neden sıçradı?” diyormuş. Arif zat dayanamamış: “Zavallı fakirlerin gönüllerinde yanan ateşin dumanından” demiş.

Sa’di ilave eder: Yaralı gönüllerin yanmasından, ahından sakın. Çünkü gönül yarası tesirlidir. Elinden geldiği kadar bir gönlü perişan etmemeye, kırmamaya çalış, çünkü bir ah cihanı alt üst eder.

Kalp kırmamak bir fazilettir.

İncinmemek ise çok defa bizim irademizi aşar. İnsan kalbi çok hassastır, olmadık sebeple birden kırılıverir. Bu konuda başarı gösterebilmek daha kuvvetli bir iman ister. Bu da Allah’ın birliğine ilaveten O’nun gerçek fail olduğuna inanmayı gerektirir.

Bir kimsenin haksız yere kalbini kırmak zulümdür ve o kimse mazlûm olmuş, yani zulme uğramış demektir. Buna göre, kalbi incinen mazlûm, inciten de zalim olur.

Peygamber Efendimiz (asm), “Mazlûmun bedduâsından kork. Çünkü mazlûmun bedduâsı ile Allah arasında hiçbir engel yoktur”3 buyuruyorlar.

Bediüzzaman Said Nursi de bu konuda şunlar söyler: “Ey insafsız adam! Şimdi bak ki, mü'min kardeşine kin ve adavet ne kadar zulümdür. Çünkü, nasıl ki sen adi, küçük taşları Kabe'den daha ehemmiyetli ve Cebel-i Uhud'dan daha büyük desen, çirkin bir akılsızlık edersin. Aynen öyle de, Kabe hürmetinde olan iman ve Cebel-i Uhud azametinde olan İslamiyet gibi çok evsaf-ı İslamiye muhabbeti ve ittifakı istediği halde, mü'mine karşı adavete sebebiyet veren ve adi taşlar hükmünde olan bazı kusuratı iman ve İslamiyete tercih etmek, o derece insafsızlık ve akılsızlık ve pek büyük bir zulüm olduğunu, aklın varsa anlarsın.”

 

Günümüzde kalb kırmamak, insanları incitmemek ve incinmemek adına kendimize önemli görevler  düşüyor… İncitmeyelim ki başkası da bizi incitmesin…

 
Etiketler: İncitmeyelim, ki, başkası, da, bizi, incitmesin…,
Yorumlar
Haber Yazılımı