Yazı Detayı
29 Eylül 2020 - Salı 15:44
 
Esas Devindirici Güç: Sıkıntı
İhsan Öngün
 
 

İnsanı harekete geçiren duygu ve düşünceler, birçok düşün insanının esas konusu olmuştur. Aşk, harekete geçmemize  ve düşüncelerimizin yıkıntısına neden olabilir, olmak istemediğimiz bir kişiye dönüştürebilir veya  Cioran’nın deyimiyle bir berberi Sokratesin dengi yapabilir. Konuşma ve ‘ duygular boşaltımı’ isteği bizi ortamlara sürükleyebilir. Hepimizin nükteci kişiliği ortaya çıkar ve Böylelikle bir rahatlama hissine kapılabiliriz. Daha birçok duygu hareketliliği bizi fiziksel ve düşünsel hareketliliğe sürükleyebilir. Fakat bütün bu duyguları doğuran temel bir iç duygu vardır. Sıkıntı. Yalnızlığımıza yöneltilmiş bir silah. Gecenin sessiz ve karanlık gölgesi çökerken ruhumuza, sıkıntı duygusunu da tüm yoğunluğuyla hissederiz. Diğer temel içgüdülerin arasına ya da başına ‘Sıkıntı güdüsünü’ de eklemeliyiz. Çünkü tüm yetki kendisindedir. Her türlü olumlu veya olumsuz eylemin doğrudan faili kendisidir. Romantizm tarafından duygularla tarif edilen aşkın kendisi de bir sıkıntı sonucu oluşur. Tüm arzular, arzusuzluk olarak tarif edilen Sıkıntı’dan doğar. Varoluşumuzun bilincine en keskin bir biçimde, bu sıkıntı anında ulaşırız. Neyim Ben? Ne yapıyorum? Neredeyim? ve son olarak da eylemselliğe geçişin temel sorusu olan Ne yapmalıyım?  Sorusu. Bir şeyler yapma isteği varoluşumuzun kaynağını oluşturur. Çünkü belirli bir zaman içerisinde belirli bir hareket içerisindeyiz. Yani özümüz olan eylemselliğe Sıkıntı sayesinde dönüş yaparız. Danimarkalı varoluşçu filozof Kierkegaard ‘ ın Sıkıntı üzerine bazı düşüncelerini yazımıza aktarmakla daha net bir düşüncenin ortaya çıkacağını düşünüyorum. Kahkaha Benden Yana Eserinde şöyle der Kierkegaard :

 

    ‘Zira eğer benim ilkem doğruysa sıkılmanın insanlık için ne kadar yıkıcı olduğunu şöyle bir düşünüp, bu temel hakikat üzerindeki yoğunlaşmanızı uygun şekilde ayarlayarak istediğiniz derecede bir momentum elde edebilirsiniz. Eğer hareket gücünün kendisine zarar verme pahasına son sürat gitmek istenirse, insanın kendisine şunu söylemesi yeterlidir: sıkılmak bütün kötülüklerin anasıdır. Öylesine sakin ve durağan olan sıkıntının böyle harekete geçirici bir güce sahip olması şaşılacak şey. Sıkılmanın yarattığı etki bütünüyle sihirli bir şeydir, ne var ki çekiciliğin değil, iticiliğin getirdiği bir etki.’

  

Ama bundan önce de şunu belirtmektedir Kierkegaard  : ‘ Fakat insan çalışıyorsa pek bir şey göremez, evde oturup sıkıntıdan keşif yapmalıdır’.

 Yani sıkıntının hem yıkıcı hem de yaratıcı etkisi vardır. Peki sıkıntıdan doğan ilk eylemimiz kime ve neye karşıdır? Hep birlikte kaldığımız, birlikte düşündüğümüz, birlikte mutlu olduğumuz, birlikte hüzne kapıldığımız kişi  ‘ kendimizizdir.’  BEN ile yaşayan bir Ben . İlk sıkıntı hissiyatımız böyle başlar. Ben’den kaçar farklı Ben’ler bulmaya çalışırız. Giderilmesi gereken acil bir ihtiyaç gibi yapışır yakamıza. ‘Cinsellik, kendini sürekli tekrarlayan devasa bir yalandır.’ Cinselliğin Esaret altına alma etkisinden dem vurmuştu bu cümlesiyle Cioran. Sıkıntı da aynı şey. Çünkü varoluşumuzun bir parçası ya da temeli. Âdem ve Havva’yı Sonsuzluktan Zaman’ın içerisine atan şeydi Sıkıntı. Yaşam bu ilk düşüşle başladı. Başlatan da Sıkıntıydı, biz varoldukça o da var olacak, ama düşüşlerle….

 
Etiketler: Esas, Devindirici, Güç:, Sıkıntı,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı