Yazı Detayı
08 Haziran 2020 - Pazartesi 15:04
 
BİR SİMURG HİKAYESİ
Aycan Yıldız
yildizaycan1@gmail.com
 
 

Simurg, bir kayboluşun kendini arama hikayesi, bir sembolü olarak ortaya çıkmıştır. 
Bilginin sınırlarına ulaşmak isterken, kendi benliğine ulaşma isteği.

İran kültüründe ‘’Simurg’’, Batı dilinde ‘’Phoenix’’,  Orta Doğu geleneğinde ‘’Anka Kuşu’’ ,  Zerdüştlüğün kutsal kitabı Avesta’da ise ‘’Saêna Kuşu’nda türetilmiştir.

Yaratılıştan bugüne kadar her insanın, kendilerine verilen yaşam sürelerinin bir döneminde içine muhakkak düştükleri benliğini sorgulamanın felsefik cevabı da denilebilir Simurg için.

Kendinden bihaber, dünya nehrinden başını çok çıkaramamış bedbaht bedenlerin bile bu soruyu yönelttiği güçlü bir kavramdır Simurg.


Batıda ve Antik Yunan felsefesinde bu kuş ölümsüzlüğün ve bilginin kaynağı olarak bilinir.

Buna göre Simurg Kaf dağının tepesinde bilgi ağacında yaşar öleceğini hissettiği zaman ağaç dallarına yuvasını yapar, güneş dalları yaktığında da dallarla birlikte yanar ve küllerinden yeniden doğarmış. Bu şekilde sahip olduğu bilgiler kaybolmaz, her yanmadan yeniden daha güçlü olarak doğarmış.
Simurg’un nerede yaşadığı birçok kaynakta farklı belirtiliyor. Kaf Dağı, çok yüksek ulaşılmaz zor ve imkansız olarak belirtilirken batı kaynaklarında cehennem ve cennette de yaşadığına dair bilgiler vardır. Bu yerlerin seçilmesinin ortak nedeni, varlığı hayal edilebilen ama görülemeyen mit, inanç ile de ilgili olabilir.
Ayrıca yeniden doğuş spiritüel aydınlanma ve reenkarnasyon olarak da bazı toplumlarca kabul edilmiştir

İran ve Kürt toplumlarında ise Simurg, tarih ve kültürel bir simgeden daha fazla önem verilmiştir.
Zaman zaman bu kuş, insan ve köpek başlı, aslan pençelerine sahip bazende tavus kuşu başlı dev bir yaratık olarak da resmedilmiştir. Dünyanın yıkılışına 3 kez tanıklık etmiş ve tüm zamanların bilgisine sahip olmuştur. Simurg’un yere bereket bahşedeceğine, dünya ile göğün  arasındaki birliği sağlayacağına inanırlardı.
Sufi ve tasavvuf inancında Simurg  güçlü bir kavram olarak ortaya çıkmıştır. Kendini arama yolculuğunun aşamaları Simurg üzerinden detaylı olarak anlatılmıştır.
Buna göre birgün kuşlar bir araya gelip her ülkenin padişahı olduğu gibi kendi ülkelerinin de bir padişahı olması gerektiğini tartışırlar. Daha sonra içlerinde en bilge görülen Hüdhüd  onlara padişahlarının ancak ve ancak Simurg kuşu olduğunu aktarır.
‘’Kuşkusuz bizim de bir padişahımız vardır. Oda Kaf Dağı’nın ardındadır. Adı Simurg’dur, kuşların padişahıdır. O bize yakındır lakin biz ona epey uzağız.’’
Hüdhüd, kuşlara Simurg’a ulaşmak için gidilecek yolu anlatır; aşılması gereken yedi vadi vardır, hepsi de çetindir. Vadilerin adları sırasıyla: TALEP, AŞK, MARİFET, İSTİĞNA, TEVHİD, HAYRET ve son olarak da FAKR ve FENA’DIR. (7 sayısının kültür ve dini olarak da öneminin bir başka örneği)
Simurg’a kavuşmak en büyük aşktır. Böyle bir aşk olmadan hedefe ulaşmak mümkün olmayacaktır. Sakın yolu kısa sanma, aşılması gereken yollar ve denizler var ona doğru. Bu yol aslan gibi adam ister, çünkü yollar çok uzak, denizler ise derindir.
Hayran olup yola çıkmalıyız, yolunda kimi zaman ağlar, kimi zaman güleriz. Ona götüren bir nişan bulursak ne güzel, yoksa onsuz yaşama ar olur. Canansız can hiç işe yarar mı? Eğer mert isen canı canansız tutma.  Erler gibi aziz canını feda et. Eğer sen canını feda edersen mertçesine, canan sana nice canlar bağışlar.( Mantıku’t Tayr, Kuş Dili)
Kuşlar, Hüdhüd’ün anlattıklarından sonra kendilerince bahaneler ortaya çıkarır. Bu bahaneler; kişisel zaaflar, yetmezlikler, bencillikler, ve varolan düzenlerini bozmak istemeyişleriydi. Örneğin Papağan kendisinin Simurg’un dergahına varacak takati olmadığını belirtir ve tek arzusunun içmekte olduğu ab-ı hayat olduğunu dile getirir. (Papağanın bu sebeble kafesler ardında bir yaşama mahkum olduğu da söylenir.)
Bu yolculuğa başlamak isteyen, Simurgu bulmak isteyen diğer kuşlar yola koyulur. Vadiler aşıldıkça binlerce kuş vadilerin sırlarında kaybolur. Bu meşakkatli yolculuğun sonunda 7’nci vadiye sadece 30 kuş varır.
Arayışın sonunda Simurg’u bulduklarında kendi içlerinde, aslında bu yolculuğu kendileri için yaptıklarını fark ederler. Dergah aslında bir aynadan ibarettir. 
‘’Simurg’un yüzü güneşe benzer. Ancak nikap ile örtülüdür. Yüzünü açarsa bütün gölgeler silinir. Onun yüzüne bakılamaz, ancak gölgesine bakılabilir. Ancak onun yansıması, gönül aynasına görülebilir. Simurg aleme gölgesini saldıkça bu kuşlar meydana gelir. Alemdeki kuşların suretleri hep onun gölgesidir. Simurg var olmasa, apaçık meydanda olmasa hiç gölgesi olur muydu?’’

Farsça ve Kürtçe de  Si ‘’otuz’’ demek ve morgh da ‘’kuşlar.’’
 
Kişinin kendi yolculuğuna çıkması, kendini araması çok önemlidir. Kalıplara, yaptırımlara maruz kalmadan kendi Simurg’unu yaratması, özüne ulaşması en kutsal yoldur.
Bizim için biçilen zaman dilimimizde, bu yolculukta sorgulayan, birlik olmayı bilen, seven birleştiren, nefsine hakim olup güzelleştirmeyi amaç edinen bu yola baş koymuş herkes için şimdi uçma zamanı…

 
Etiketler: BİR, SİMURG, HİKAYESİ,
Yorumlar
Haber Yazılımı