Yazı Detayı
21 Mayıs 2020 - Perşembe 18:35
 
AHMED ARİF: HAYATI, HASRETİ VE ŞİİRİ…
Deniz MARSAK
mardinhabergazetesi@gmail.com
 
 

Yaşadığı döneme, duruşuyla, eylemleriyle, aykırılığı ile damga vuran insanlar bir toplumun ortak sesi haline dönüşebilirler. Direnişin, acının, haksızlığın, hasretin, aşkın sesidir bunlar. Kendi devrinin damgası haline gelir ve çoğu zaman sonraki tüm kuşaklara ışık olurlar. Çağının muhalifleridirler ve bunun bedeli son derece ağır olabilir. Sinemanın, edebiyatın, sanatın hatta siyasetin konusu haline gelirler. Ahmet Arif’te saydığımız bu özelliklerin çoğunu ruhunda barındıran ve yaşamına kanalize etmiş simalardan biridir. Gazeteci kimliğinden ziyade şiirleri ve aykırı duruşuyla son derece acı bedeller ödemiş olan şairimiz, inandığı değerlerden, duruşundan taviz vermeden sürdürür yaşamını. Ahmet Arif’i Ahmet Arif yapan budur birazda. O, tüm bu acıları ve rağmen içindeki insan sevgisini, hasretini, inancını taşır şiirine. Türk şiirinde önemli bir yer edinmiştir. Özgün bir duygusu, imgesi vardır Ahmet Arif’in ve samimi bir anlatım ile yazar. Yazdığı şiirlerden dolayı işkence dolu ceza evi süreçlerinden geçer. Bu çalışmada Ahmet Arif’in yaşamı, acısı, aşkı ve şiirlerinin bel kemiği olan hayat görüşü, kaynaklar eşliğinde ve kendi okumalarımdan yola çıkarak anlatılmaya çalışılacaktır.

Türk şiirinde, gerek teknik açıdan gerekse içerik ve mana açısından normalin dışına çıkmış, kendine özgü ifade ve anlam biçimleriyle, edebiyat dünyasında yer edinmiş nice şairler var olmuştur. Kimi şairler ise, hayata baktıkları pencereden, ideolojilerinden, ve dünya görüşlerinden yola çıkarak şiire hayat vermiştir. Bu şairler aykırı duruşları ile de birçok muhalif kesimin ortak sesi haline dönüşmüşlerdir. İşte tam bu noktada, yakın çağ döneminin akla gelen ilk isimlerinden biri, kendine özgü şiir diliyle, yaşadıklarıyla ve inancı doğrultusunda takındığı edebi tavrıyla tanıyabileceğimiz Ahmed Arif'tir. O, sevgiyle beslediği kalbini ve ruhunu, her türlü eşitsizliğe, haksızlığa ve dahi halkına duyduğu bağlılığa adamış ve bunu edebi kimliği ile de yansıtmıştır. Şairi besleyen onca duygunun yanısıra temel olan sevgidir. Ahmed Arif, şiiriyle de otoriteye kafa tutan, kimi kesimlerce öfkeli şair olarak adlandırılan, ancak objektif bakıldığında, öfkeden ziyade zulme karşı sessiz kalamamanın ve tek silahının şiir olduğu gerçeğiyle karşılaşmamız olağandır. Nitekim bu duruşu ve hayat görüşü neticesinde, tahsil hayatını tahsil hayatını tamamlayamadan özgürlüğü elinden alınır ve cezaevinde geçen süreç başlar. Okuduğu bölüm olan felsefeyi bitiremese de yaşadıkları ve insana olan bakışı onun hayat felsefesinin oluşumunda önemli bir etken olur. İnsanı yaşadığı koşullar oluşturur derken tam da bundan bahsediyoruz aslında. Ahmed Arif'in yaşamış olduğu dönemin çok daha öncesine bakıldığında, benzer örnekler karşımıza çıkar. Toplumcu gerçekçi şiir anlayışının ustalarındandır Ahmed Arif; duygularını olabilildiğince samimi bir tavırla ortaya koyar.1 Bilinen tek şiir kitabı vardır; "Hasretinden Prangalar Eskittim". Böylesine  duygu dolu, kalevi kuvvetli ve bu kadar özgün bir insan nasıl oldu da tek bir şiir kitabı yazdı? çoğu okurda ve yazarda merak uyandıran bir sorudur aslında bu. ilerleyen bölümlerde nedenleri üzerinde fikir beyan eden kişiler eşliğinde üzerinde duracağım bu sorunun. Ölümünden çok sonraları,  Leyla Erbil'e gönderdiği mektuplar, Erbil'in izniyle 2012 yılında kitap haline getirilmiştir fakat Leyla Hanımın kitabın basımını görmeye ömrü vefa etmemiştir. Ahmed Arif'in Leyla'ya olan aşkı, bu mektuplarda fazlasıyla ortadadır. Okuyucunun içine işleyecek kadar derin ve karşılıksızdır. Doğumundan ölümüne dek, geçtiği yaşam köprüsünü araştırmalarımız doğrultusunda aktarmaya çalışacağım.

Ahmed Arif'in Çocukluk Yılları

Ahmed Arif'in şiirlerini incelediğimiz zaman kendi yaşamından izler buluruz. Her bir şiiri o bilinmeyen yaşamından kesitler sunar bizlere. Gerçek adı Ahmed Hamdi Önal'dır. 1927 yılının Nisan ayında, Diyarbakır'ın o dar sokaklarındaki evlerin birinde dünyaya gelir. Kendi anlatımıyla evleri, geniş avlulu, havuzlu, bahçeli, yazlık-kışlık odaları olan büyük bir evdi. Annesi Kürt, babası ise Kerküklüydü.2 Annesini doğum esnasında kaybetmiş ve annesiz büyümüştür. Babası tekrar evlenir. Liseye gelinceye kadar geçen eğitim süreci, Güneydoğu'nun çeşitli şehirlerinde geçer. Babası o dönem Harran Kaymakamı olarak görev yaptığı için ilkokul eğitimini Harran'da görür. 10 yaşlarına geldiğinde, devletin uyguladığı parasız yatılı sınavlara girer. O dönem Türkiye'de sayılı lise vardır ve Afyon lisesini kazanır. Çocukluk Yılları Türkiye Cumhuriyeti'nin de çocukluk yıllarıdır. Güneydoğu'nun ve sınırlarının en karmaşık dönemine tekabül etmiştir. Bu karışıklık ve karmaşadan Ahmed Arif'de nasibini alır. O yıllarda ülkenin içinde bulunduğu sıkıntılı süreçlerde, Arif'in yaşadığı bölge olan Güneydoğu'da aşiretler arası ciddi çatışmalar yaşanır. Suriye ve Irak'tan gelen aşiretler, Harran, Siverek, Urfa ve civar köylerine baskın düzenleyerek talan ederler. Bu talan hayvanlar üzerinedir ve karşılıklı olarak sürer. Henüz 7-8 yaşlarında iken, babasıyla  evde oturdukları birgün kapı çalar ve çocuk Ahmed Arif kapıyı açtığında iki silahlı Arap görür  karşısında, babasına koşarak sessizce "geldiler" der. Baba, oğlu Ahmed'den filintasını getirmesini ister. Bu olayı yetişkin döneminde arkadaşı olan yazar Zeynep Oral'a anlatır ve Oral bu hikayeyi kaleme alır. Ahmed Arif bu olayı anlatırken şu sözlerle bitirir; "Bir duvar dibinde oturup çatışmanın bitmesini bekledim. Çatışma bittiğinde dağ, kan izleri ile doluydu." İnsanın, çocuk kalbine ve ruhuna derin izler bırakan zor bir çocukluk süreci yaşamıştır Ahmed Arif.3

Şairin Şiirle Tanışması

Şiirle olan hikayesi de lise yıllarında başlar. 16-17 yaşlarına geldiğinde de sürekli şiir yazar. Lisedeki edebiyat eğitimi çok iyidir ve ona şiiri sevdirmiştir. O yaşlarda, Behçet Necatigil, Ahmet Muhip Dranas , Nazım hikmet gibi yazar ve şairleri sever ve okur. Divan ve halk şiirine de son derece ilgili olan, severek okuduğu şairlerden etkilenmeden, kendi özgün dilini yaratmasıdır belkide Ahmed Arif'i Ahmed Arif yapan.

Bir dergi "seçme şiirler" adı altında Arif'in şiirlerini de yayınlar ve üstelik Neyzen Tevfik ile yan yana yayınlanır şiiri. Telif hakkı olarak da Ahmed Arif'e 10 lira ödeme yapılır ve kendi deyimiyle o dönem için iyi paradır.4

33 Kurşun Şiiri ve Bedeli

33 Kurşun şiirini yazdığında liseyi henüz bitirmiştir. Bu şiir, Ahmed Arif'in bir katliama verdiği tepkinin, destansı bir ifade biçimidir. 33 Kurşun şiiri, 1943 yılında, 33 köylünün hırsızlık suçlaması ile Van'dan İran sınırına götürülüp kurşuna dizilmesini anlatır. Bu olay tarihe General Muğlalı Olayı adıyla geçer. Politik tavrı şiirlerine de işlemiştir. Bu şiir Fikret Kızılok tarafından da bestelenmiştir. Şiirleri en çok bestelenen iki şairden biridir Ahmed Arif ve diğeri Sabahattin Ali'dir. Ahmed Arif, üniversite eğitimi için, Ankara Üniversitesi, Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde Felsefe bölümüne giriş yapar. Maddi zorluklar içinde olması onu çalışmaya iter. Merkez Bankası'nda işe başlar. Üniversite birinci sınıftayken ilk kez, yazdığı 33 Kurşun şiiri sebebiyle başı derde girer ve göz altına alınır. Henüz kitap çıkarmamıştır elbette ancak dergilerde yayınlanması, çoğaltılması ve elden ele yayılması, şiirin bilinir olmasını sağlar.5 Bu durum, Ahmed Arif'in, işkenceler ve göaltılarla dolu sürecinin başlangıcı olur. Ailesini, çevresini ve tüm sevdiklerini korumak adına, şiirini kağıda dökmeden, zihninde yazan bir insan yaratır bu işkenceler. Oğlu Filinta Önal'ın bu konudaki ifadesi de, babasının 24 saat zihninde sürekli şiir yazdığı yönündedir; şiirini tamamlamak adına bir dize yazmak için tam on yedi yıl bekleyen bir şairdir Ahmed Arif.

Bir kaç yıl sonra Ahmed Arif tekrar göz altına alınır. Bu kez durum çok daha zorludur onun için. "Ahmed Arif'in, evvelce gizli komünist partisine intisap etmek, parti içinde faaliyette bulunmak" iddialatı ile alındığı göz altında Ankara'dan İstanbul'a trenle götürülür. İstanbul'da, "tabutluk" diye adlandırılan meşhur Sarsanyan Han'da ağır işkencelere maruz kalır. Fiziksel işkencelerin yanı sıra psikolojik işkenceler de yapıldı. İşkencelere dayanamayan bedeni bir kaç kez nefessiz kalır ve tıbbi müdahaleler ile tekrar geri döndürülür ve buna rağmen işkenceler devam eder. Olayın ne kadar vahim olduğunu, oğlu Filinta Önal bu sözlerle anlatır. Hayata döndürüldükten  sonra geri getirildiği Han'da 9 numaralı hücreye kapatılır. Burada ne yazık ki korkunç bir psikolojik işkneceye maruz kalır. Kendisine babasının öldüğü ve cenazesinin ortada kaldığı söylenir. Ahmed Arif bu haberi "hiçbir fiziksel işkencenin bana vermediği acıyı bu telgraf verdi" cümleleriyle açıklar. Bir kaç gün sonra, üzüntüden hastalanır ve hastaneye kaldırılır. Orada kendisine söylenen cümleler öyle bir telgrafın olmadığı bu haberin bilerek kendisini üzmek için verildiği yönündeydi. Tabii bu olayları, yıllar sonra açıkladığı yazar arkadaşı Zeynep Oral kaleme alır. Ahmed Arif, kendisine hastanede söylenen bu cümleleri Zeynep Oral'a anlatırken şu cümleyle bitirir; "işte o an bütün toroslar üzerime yıkıldı." 128 gün bu Han'daki hücrede kalır. Çıktıktan sonra ise Harbiye Cezaevine kondu. Orada da aylarca mahkum edilir. Babasını da bu süreçte kaybetmiştir.

 

Haberin var mı taş duvar? Demir kapı, kör pencere Yastığım, ranzam, zincirim

Uğrunda ölümlere gidip geldiğim Zulamdaki mahzun resim Görüşmecim yeşil soğan göndermiş

Karanfil kokuyor cigaram

Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...

 

Bu şiirini Harbiye Cezaevi sürecinde kaleme alır. Cezaevinden çıktıktan sonra bunca işkence ile sınırlı kalmayanlar tarafından Yozgat'a sürgüne gönderilir ve ne iş bulabilir ne de aş; açlıktan ölecek duruma gelmiştir artık. Binbir iletişim ve yazışmalar sonucunda sürgünü Diyarbakı'a alınır. En azından ailesi oradadır ve yiyecek bir tas çorba olur, bir iş bulabilir düşüncesiyle çabalamıştır. Onun başına gelenler, Nazım Hikmet'in, Necip Fazıl'ın başına gelenlerle aynıdır. Aslında yaşadıklarına baktığımız zaman "Öfkeli Şair" tanımını anlamak çok daha kolaydır. Zira maruz kaldığı bu işkence dolu süreçler, öfkesini diri tutmasının en önemli gerekçesidir.

Politik tavrı ve akabinde gelişen cezaevi süreci, Ahmed Arif'in tahsil hayatına da mal olur ve Felsefe eğitimini tamamlayamamıştır. Ancak yaşadıkları, Ahmed Arif'in kendi hayat felsefesini oluşturmasında son derece etkili olmuştur. "Tutsaklıktan özgürlüğe taşıyan bu felsefe, onu aynı zamanda yeni dönem Türk şiirinde nev-i şahsına münhasır bir oluşumun da sahibi yapar. Çünkü otoritelerin, milli şairimiz Mehmet Akif için söylediği “düşündüğü gibi yazan ve yazdığı gibi yaşayan bir şair” kaziyesinin bir yansımasını Ahmet Arif için “söylediği gibi yazan ve yazdığı gibi söyleyen” biçiminde değiştirmek mümkündür. İşte Ahmet Arif’i Türk şairlerinin unutulmazları arasına yerleştiren sevgi felsefesine böyle de bakılabilir."

Ahmed Arif ve Şiir

Ahmed Arif'in şiire başladığı yıllar, Garip akımının Türk şiirine getirdiği söylemler hakimdi. 1940'lı yıllarda Nazım Hikmet'in şiiri en üst noktaya yükselmişti. Nazım'ın üzerinde de son derece ağır bir siyasal baskı vardı. Ahmed Arif'in o dönemde, çevresinin, kendisini Nazım Hikmet ile kıyaslaması karşısında açıklaması son derece içten ve gerçekçidir. "Şiire yeni başlamış devrimci bir delikanlının karşısına Nazım'ı dikerseniz, çocuk ya paniğe kapılır ve ters akımların uydusu olur, ya da ezilir ve kötü bir kopyacı kesilir. Hidrojen bombasına karşı Kürt hançeri ne yapabilir"7 cümleleri ile Nazım'ın şiirine bakış açısını dile getirmiştir.

Orhan Veli'nin yarattığı etkinin sürdüğü bir dönemdi. Ahmed Arif artık şair kavramının karşılığı olma yolunda adımlarını atıyordu. Nazım'ın açtığı yolda yürüdü ancak ondan aldığı şiirselliği, bir Anadolulu duyarlığı ve Anadolu özlemiyle genişletti.8

Ahmed Arif, şiirinde anlaşılır ve insanı yüreğinden yakalayan bir tarz benimsemiştir. Her zaman halkının mazlum ve gariban bir ozanı olduğunu dile getirmiş ve bundan hep onur duymuştur. Halkına duyduğu yüce sevgi buradan da anlaşılmaktadır.

Şiir yazma konusunda kendisine danışanlara da kendi ifadeleri ile şöyle cevap verir; "Ben arkadaşlarıma ve bana böyle gelenlere hep şunu söylüyorum; Dünyada en ayıp şey, bana nasıl bir yol göterirsiniz şiir yazmak için diye sormak. Öğretmekle, eğitimle, uğraşmakla bir insan milyarder de olur holding patronu da. Marangoz da olur demirci de. Pilot da olur ne bileyim olur oğlu  olur. Her şey olabilir yani. Bütün mesleklerde başarıya ulaşabilir. İşte bir derece tutturur. Ama böyle şair olması imkansızdır. Şiirin okulu yoktur. Eğer şiirin okulu varsa, o okulda öğrenilenle yazılan şiir on para etmez bence."9

Ahmed Arif, ne yazdığını ne söylediğini bilen bir şairdir. Şiirin bir haysiyeti olduğuna inanır. Bu saygınlıkla yaklaşır ve bunun en güzel örneğini; "... ve ben şairim. Namus işçisiyim, yani yürek işçisi." cümleleri ile aktarmıştır. Tevazudan hiç vazgeçmez.

Hasretinden Prangalar Eskittim

"Hasretinden Prsangalar Eskittim" ismiyle, 1968 yılında, bilinen tek kitabı yayınlanır. Kitap son derece yoğun bir ilgiyle karşılanır ve önemli bir eser haline gelir. Kitaba adını veren şiirden bir bölüm eklemeden geçmek olmaz.

Ard arda kaç zemheri

Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. Dışarda gürül-gürül akan bir dünya. Bir ben uyumadım

Kaç leylim bahar,

Hasretinden prangalar eskittim Saçlarına kan gülleri takayım, Bir o yana

Bir bu yana...

 

Bu kitabın, çıktığı tarihten günümüze kadar bir çok baskısı yapılmıştır. Şiirler bestelenmiş, bazı şiirler filmlerde yer almıştır. Bunun en bilinen örneği Yılmaz Güney'in Arkadaş filmidir. O filmin bir sahnesinde Melike Demirağ ile Yılmaz Güney arasında hem kitap konuşulmuş hem de içinde geçen bir şiir seslendirilmiştir. Cem Karaca, Ahmed Arif'in bir kaç şirine beste yapmış ve seslendirmiştir. Bunlardan biri Adiloş Bebe şiiridir.

Ahmet Oktay, Hasretinden Prangalar Eskittim kitabı üzerine bir inceleme yapmıştır. Hatta bu inceleme Karanfil ve Pranga adıyla bir kitap haline dönüşür ve yayınlanır. Ahmed Oktay değerlendirmesinde; "Ahmed hep bağlı kaldı şiire. Söylemek gerekir ki fazla üretken bir şair  değildi. Ancak, baskı ortamı yüzünden yıllarca yayınlama olanağı bulunmayan şiirlerini, 1968 yılında kitaplaştırdığında özgün sesini kitlelere hemen ulaştırmayı başardı. Haretinden Prangalar Eskittim, Türkiye de Nazım Hikmet'e bile nasip olduğunu sanmadığım bir tiraja ulaştı."11 der.

68 kuşağının belli bir kitlesi, aşklarına, Ahmed Arif'in şiirleriyle seslenmiştir. O şiirlerle kederlenmiş, aşık olmuş, direnmiş, ağlamış, hasret çekmiştir. Bu duygular sonraki kuşaklara da geçmiştir. Ahmed Arif, halkın kalbine dokunmayı başarmış, döneminin ve günümüzün en önemli şairleri arasındadır.

Ahmed Arif ve Aşk (Leyla Erbil)

Ahmed Arif'in, büyük bir aşkla bağlı olduğu ve kendisi de bir yazar olan Leyla Erbil'e yazdığı mektuplar yakın bir süre önce, Leylim Leylim ( Ahmed Arif'ten Leyla Erbil'e mektuplar) adıyla yayınlandı. Mektuplar 1954-1957 yılları arasında ve 1977'de de son bir mektup olarak yazılmış. Ahmed Arif'in yazdığı bu mektupları okumayı, bende bir çok okuru gibi heyecanla bekledim. Kuşkusuz, Ahmed Arif'in iç dünyasına yönelik bir çok duyguya ulaşacaktık. Kitap yayınlandıktan sonra edinmek için vakit kaybetmedim ve okumaya başladım. Başkasına ait gizli bir günlüğü karıştırıyormuş gibi hissetmedim değil. Bir nevi öyleydi aslında. Sadece iç dünyasına yönelik duygu ve düşünceler değil, döneminin politik baskısı, koşulları, içinde bulunduğu maddi manevi sorunlar, hepsine ulaşmak mümkündü. Öyle de oldu. Beni en çok etkileyen, Ahmed Arif'in Leyla Erbil'e duyduğu aşkın karşılık bulamamasının verdiği o çaresizliği oldu. "Çaresizliğimden gayrı hiçbir kabahatim yok benim..."12

"...Bineceğin trenlerin soluğu tükenmesin. Ayağını attığın yerler deprem görmesin. Denizler uslu, vapurlar yollu olsun. Ferman et rüzgar beni de alıp oralara atsın.

Mutlu ol. Allah beni kahretsin! Gözlerinden öperim..."13

Leyla Erbil bu mektupları yıllarca saklar. Öldükten sonra yayınlanması şartını koyar üstelik. Ancak hastalığı ağırlaşmaya başladığında mektupları gün yüzüne çıkarır ve yayınlanmasına karar verir. Ama bu kitabı görmeye ömrü vefa etmemiştir. Oğlu Filinta Önal'ın izni ile mektuplar kitap haline getirilir.

İkisi de 20 yaşlarında üniversiteli iki gençtir. Sonraki süreçte yaşananlara yukarıda değindik. Cezaevi, işkence, sürgün günleri... Bu ölümcül ve insanlık dışı deneyimlerden sonra Leyla, Ahmed Arif için, yaşamı katlanılır kılan bir insan halini almıştır. Ona tutunmuştur. Ona duyduğu aşka belkide...

Diyarbakır'dan Ankara'ya

Ahmed Arif'in şiirlerindeki tek hasreti Leyla Erbil değildi. O memleketine, Diyarbakır'a da sevdalıydı. Sürgün bitip Ankara'ya döndüğünde okula devam etmez ve iş aramaya koyulur. Düzeltmen ve sayfa sekreteri olarak çalışır. O sıralarda Filinta Önal'ın annesi olan Aynur hanımla tanışır ve kısa süre içerisinde evlenir. Tamamen Ankara'ya yerleşir. Hasretinden Prangalar Eskittim adlı kitabının yayınlanması bu dönemlere tekabül eder. Bir kaç yıl sonra da oğlu Filinta Önal dünyaya gelir. Hayatında yaşadığı en büyük mutluluk oğlu olmuştur. Ömrünü eşine ve oğluna adar.

Anadolu Ozanı ünvanını almıştır Ahmed Arif. Kendisi gibi şair olan Haydar Ergülen'in de dediği gibi; "Ahmed Arif'te hayatı şiir olan insanlardandır. Hem hayatı şiirdir hem de şiir hayatı olmuştur"14

Ahmed Arif ve Cemal Süreya


Bu iki değerli şair Ankara'da iken, Mustafa Erdost vesilesi ile tanışırlar. Haftanın üç dört günü buluşur ve sabaha kadar sohbet ettiklerini dile getirir Cemal Süreya. Ahmed Arif henüz bekardır. Bu sıkı görüşmeler, ikilinin daha samimi ve birbirlerine daha yakın olmalarını sağlar. Cemal Süreya Ahmed Arif için; "Her şairin konuşma tarzıyla şiiri arasında bir yakınlık, bir benzerlik vardır muhakkak ama onun konuşmasıyla şiiri arasında bu kadar özdeşlik bulunan bir şaire ilk kez Ahmed Arif'te rastladım. Onun şiiri konuşmasından alınmış herhangi bir parça gibidir, Konuşması ise şiirin her yöne doğru bir devamı gibi..."15 ifadesini kullanır. Ahmed Arif'in Cemal Süreya'ya duyduğu dostluk ise; "soyunun sopunun kadasını alsın şu ağabeyiné diyecek kadar ileridir.

Devrimci Ahmed Arif

Bir röportajında kendisine sorulan "umutsuzluğa düşmemeyi nasıl başarıyorsunuz?" sorusuna Ahmed Arif her zamanki net tavrıyla cevap verir. Cevabında tüm devrimci duygularını da yansıtmış olur aynı zamanda. Umutsuzluğa düşmenin bir devrimciye yasak olduğunu vurgular ve ekler; "Cellat elinde, işkencede, ölüme bir soluk kalmışken bile. Yalnız yasak değil ayıptır da.Çünkü devrimcinin kendisi, insanlığın yarını ve umududur. Bir kural bir ilkedir bu. Namussuzluğun, alçaklığın egemen olmadığı, soylu, güzel ve onurlu bir dünya bu temel ilke üzerinde kuruludur. Bu bayrak Yüreğime delikanlı iken çekildi."

Biz ki

Yarınıyız halkın, Umudu, yüzakıyız, Hıncı, namusu...

Şafakları, Taa şafakları Hey canım, Kalbim

Dinamit kuyusu...

Sonuç

Ahmed Arif, kendini tanımaya başladığı süreçten ölümüne kadar, söylemi ile eylemi arasında fark olmaksızın yaşamaya gayret göstermiş bir şairdir. Bu uğurda fazlasıyla bedel ödemesine karşın inandıklarından ödün vermeden sürdürmüştür yaşamını. Tüm doğallığı ile kendini ifade etmiştir okura. Anadolu'ya onun kadar güzel ve gerçekçi bakan başka bir şair var mıdır bilemem. Yerelliği evrensellikle bağdaştırmıştır adeta. Kendi döneminin tüm ekol isimlerinin dışına çıkmış ve kimseye benzememiştir. Tek bir kitap çıkarmıştır ve ikinci kitabı için yazdığını söylediği şiirleri zihninde yazıp kağıda dökmemiştir. Aşkı, sevdayı, hasreti, Diyarbekir'i, Anadolu'yu, devrimi anlatmıştır ve kuşaktan kuşağa gelerek gönlümüze, zihnimize, aşklarımıza, hasretimize ses olmuştur Ahmed Arif. Sadece 28 yaşına kadar şiir yazar fakat bize asırlık bir edebi miras bırakmıştır. Hayata veda ettiğinde, ikinci kitap için zihninde yazdığı şiirler de onunla beraber veda etmiştir. Anısına büyük saygıyla....

Bibliyografya
ARİF, Ahmed, Hasretinden Prangalar Eskittim, Metis Yayınları, Ankara 1968.
ARİF, Ahmed, Leylim Leylim (Ahmed Arif'ten Leyla Erbil'e Mektuplar), Türkiye İş Bankası Kültür
Yayınları, 2012
BİNYAZAR, Adnan, "Öfkenin ve İnceliklerin Şairi: Ahmed Arif", İstanbul, Eylül 2003
DİKEN, Şeyhmus, Abisi Olmak Halkının, İletişim Yayınları, İstanbul 2018, s. 12.
DURBAŞ, Refik, Ahmed Arif Anlatıyor-Kalbim Dinamit Kuyusu, Cumhuriyet Kitapları, İstanbul
2009.
ERGÜLEN, Haydar, Haber Türk TV Belgeseli, 9 Aralık 2017.
ERDOĞDU, Sinan, "Ahmed Arif", Tünaydın Gazetesi Köşe Yazısı, Haziran 2017,
KUZUCULAR, Şemsettin, Edebiyat ve Sanat Akademisi-Cumhuriyet Dönemi Şairleri, 2013.
ORAL, Zeynep, Haber Türk TV, Belgesel. Aralık 2017.
ÖNAL, Filinta, Habertürk TV Röportajından, 2017.
ÖNGÖREN, Veysel, "Ahmed Arif ile Bir Konuşma." Ankara Birliği Dergisi, Mart 1970.
SÜREYA, Cemal, "Ahmed Arif Üzerine-Uzun ve Tek Bir Ağıt Gibidir Onun Şiiri", Papirüs, Ocak
1969.
TOPALOĞLU, Enver, "Hasretinden Prangalar Eskittim Elli Yaşında", Gazete Duvar, Temmuz 2018.
ULUDAĞ, Mehmet, Emin, "Ahmed Arif’in Şiirinde Anadolu Sevgisinin Yansımaları", Türkiyat
Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 2013.
https://www.fikriyat.com/edebiyat/2018/04/22/korkusuz-ve-sevdali-bir-yurek-iscisi-ahmed-arif
https://www.cafrande.org/ofke

 
Etiketler: AHMED, ARİF:, HAYATI,, HASRETİ, VE, ŞİİRİ…,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı