Haber Detayı
20 Ekim 2020 - Salı 10:51
 
İzmir’i İşgal Eden Yunanlılara Karşı İlk Mitingi Mardinliler Yaptı
Birinci dünya savaşında Yunanlıların İzmir’i işgal etmesine karşı ilk tepkiyi Mardin halkı gösterdi. Yunanlıların İzmir’i işgal ettiği 2. günde Mardin, Midyat, Savur ve Ömerli ilçesinde o tarihlerde meydanlarda toplanan binlerce Mardinli, Yunanlıları ve İttifak devletlerini düzenledikleri mitinglerle lanetlemişti.
KÜLTÜR Haberi
İzmir’i İşgal Eden Yunanlılara Karşı İlk Mitingi Mardinliler Yaptı

Mardinliler 3 defa meydanlarda Yunanlıları protesto ettiler

Mardin’den 18 Mayıs 1919, 22 Mayıs 1919 ve 26 Mayıs 1919 tarihlerinde Sadarete gönderilen telgraflarda İzmir’in işgali protesto edildi. Protestoların tertip edilmesinde ve telgrafların gönderilmesinde özellikle din adamlarının öncü rol oynadığı dikkat çekmektedir. İzmir’in işgalinden iki-üç gün gibi kısa bir süre içerinde Anadolu’nun uzak bölgelerinde bu tepkilerin gerçekleşmesi kamuoyunun gelişmeleri yakından takip ettiğinin ve yaklaşık 10 yıldır savaşta olan halkın direnme gücünü muhafaza ettiğinin göstergesidir. İzmir’in işgaline yönelik gösterilen bu tepkiler Mardin’de milli bilincin güçlenmesine katkı sağlamış ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin teşekkül etmesinde etkili olmuştu.

3 defa Sadarete gönderilen telgraflarda İzmir’in işgali protesto edildi

Mardin ahalisi o tarihte de büyük bir duyarlılık örneği göstererek özelde İzmir’in genelde ise ülkenin haklarının korunmasında ve savunulmasında her türlü fedakârlığı göze alacağını açık yüreklilikle ortaya koymuştur.

İşte şimdiye kadar kimsenin bilmediği bu hadiseleri Araştırmacı Yazar Doç Dr. Oktay Bozan kaleme alarak, Mardinlilerin Birinci dünya savaşında Yunanlılara ve İttifak devletlerine karşı göstermiş oldukları direnişle örnek bir davranış sergilediklerini bir kez daha ortaya koyuyor. 

 

İzmir’i İşgal Eden Yunanlılara Karşı İlk Ayaklanmayı Mardinliler Yaptı

I. Dünya Savaşı sonucunda İtilaf Devletleri, Paris Konferansı’nda Rumların istekleri doğrultusunda hareket ederek, Batı Anadolu bölgesinde Türklerin Hıristiyanları katlettiği ve bölgenin Wilson Prensipleri ekseninde Rumlara ait olduğu iddiasını destekleyerek İzmir’in işgaline zemin hazırlamıştır. İzmir ve çevresi 15 Mayıs 1919 günü Yunan askerleri tarafından Mondros Mütarekesi’nin 7. maddesi hükmünce işgal edilmiştir.

İzmir’in işgali ve sonrası ortaya çıkan faciaya karşı Türk milletinin tepkisi büyük olmuştur. İzmir’in Yunanlılarca işgali Güneydoğu Anadolu’daki siyasi algının yeni mahiyet kazanmasını sağlamıştır. Yöre halkının aynen Batı Anadolu’da olduğu gibi burada da Müslümanların Hıristiyan bir güç (Ermeniler) tarafından tahakküm altına alınacağı kuşkularını artırmıştır. Bu nedenle Mardinliler, Sadaret’e gönderdikleri telgraflarda İzmir’in işgali protesto edilmiş, işgalin hiçbir yasal dayanağı olmadığı vurgulanmıştır. Bu işgal karşısında sessiz kalınmayacağı ve her türlü fedakârlığın yerine getirileceği dile getirilmiştir. Özellikle Müftü Hüseyin Efendi ve Belediye Reisi Hıdır Bey bu telgrafların çekilmesinde öncülük etmiştir.

 

 

 

Mütareke Döneminde Mardin

Birinci Dünya Savaşı esnasında Mardin Sancağı’nın bağlı olduğu Diyarbakır Vilayeti, tehcir güzergâhı ve doğudan gelen Müslüman muhacirlerin sığınma merkezi olması nedeniyle önemli siyasi, askeri, ekonomik ve sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalmıştır. Bu nedenle Birinci Dünya Savaşı sırasında bölge çok örselenmiştir.

Harbin son iki senesinde (1917-1918), açlık ve hastalık bölgenin her tarafında korkunç bir şekilde hüküm sürmüş ve bu sıkıntılar Mütareke döneminde de devam etmiştir (Cemilpaşa, 1992: 32). Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı sırasında birçok cephede mücadele etmesinden dolayı içeride yeterince nizami kuvvet bulunduramamaktaydı. Bu durum yağmacı aşiretler ve çeteler tarafından istismar edilmiştir. Mütareke döneminde Mardin Sancağı’nda en fazla asayiş probleminin var olduğu görülmektedir. Bunun nedeni Mardin’de çok sayıda denetimsiz ve başına buyruk silahlı aşiretlerin varlığıdır.

Bu arada İngilizlerin Irak’ı işgal ettikten sonra işgal sahasını kuzeye doğru genişletmesi ve bu devletin Kürt aşiretlerine yönelik politikaları bölgedeki huzursuzluğun nedenlerindendir. Ayrıca İngilizlerin bölgedeki azınlıklara yönelik propagandaları ile devletin içinde bulunduğu koşullar, düzenli birliklerin yetersizliği ve niteliksiz yöneticilerin varlığı bunun nedenleri arasındadır . Bölgedeki aşiretler arasında sık sık çatışmalar yaşanmakta, yağma ve öldürmeler meydana gelmekteydi .Milli, Tay, Şammar, Anaze, Habızbını, Heverkan gibi aşiretler Mardin’in siyasi, sosyal ve ekonomik yapısını etkileyen aşiretlerin önde gelenlerindendir .Mardin’in böylesine önemli bir döneminde mutasarrıflık görevine başlayan Hüseyin Zeki Bey’in iyi bir idareci olamadığı hem mülki hem de askeri raporlara yansımıştır.

5. Tümen Komutanı Kenan Bey ve Eyüp Önen’in büyük rolü

Sadaret’ten Dâhiliye Nezareti’ne gönderilen 21 Ağustos 1919 tarihli tezkirede Mardin Mutasarrıfı Zeki Bey'in azledildiği, yerine Ergani Madeni Mutasarrıfı Mustafa Bey’in tayin edildiği belirtilmiştir. Bu sırada Yarbay Kenan Bey, Mardin’de 5. Tümen Kumandanı olarak görev yapıyordu. Başarılı bir asker olan Yarbay Kenan, Mardin’de milli teşkilatı vücuda getirebilecek kimselerle temasa geçmiş ve bu işe Mardin eşrafından Eyüp Önen’i görevlendirmiştir.

Mardin, Mondros Mütarekesi’nin ardından doğrudan işgale uğramamış ise de Urfa, Antep ve Maraş gibi komşu vilayetlerde meydana gelen olayların, Mardin halkını rahatsız ettiği şüphesizdir. Ayrıca bir yandan İngiliz ve Fransız kuvvetlerinin Mardin’de yaptığı istihbarat faaliyetleri diğer yandan ise Mondros Mütarekesi’nden sonra artan Ermeni olayları bölgedeki tedirginliği had safhaya çıkarmıştır. Bununla beraber Mardinliler, yaşanan işgaller karşısında tepkilerini ortaya koymaktan çekinmedikleri gibi İngilizlerin başını çektiği “bölgede ayrılıkçı bir hareket başlatma” düşüncesine de alet olmayarak, bu zor günlerde Türk milletinin birlik ve bütünlüğüne sahip çıkmışlardır.

Memleketin her tarafında olduğu gibi Mardin’de de Kuva-yı Milliye ve Müdafaa-i Milliye teşkilatları kurulmuştur. Bu faaliyetlerde 5. Tümen Komutanı Kenan Bey ve Eyüp Önen’in büyük rolü bulunmaktadır (Toksoy, 1944: 99). İngilizlerden sonra Fransızlar Antep, Urfa, Maraş ve Adana’yı işgal etmişlerdir. Ermenilerden de istifade ederek işgal sahasını genişletmeye çalışan Fransızlara Mardin ahalisi mitingler yaparak ve telgraflar çekerek işgalleri lanetlemiştir.

İZMİR’İN İŞGALİNE MARDİN VE ÇEVRESİNDEN TEPKİLER

 

İzmir’in İşgalinin Protesto Edilmesi

İzmir’in Yunanlılarca işgali Güneydoğu Anadolu bölgesindeki siyasi gelişmelerin yeni bir çehre kazanmasını neden olmuştur. Yöre halkının aynen Batı Anadolu’da olduğu gibi burada da Müslümanların Hıristiyan bir güç olan Ermeniler tarafından tahakküm altına alınacağı kuşkularını artırmıştır. Nitekim 25 Nisan’da da Diyarbakırlılar Sadrazam’a çektikleri telgraflarda Ermeni tehlikesine temas ederek, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun Osmanlı Devleti’nin ayrılmaz parçaları olduğunu ifade etmişlerdir . İngiltere’nin teşvik ve himayesinde İzmir’e çıkmaları ve yörede gerçekleştirdikleri katliamlar, Doğulular için de başlarına gelmesi muhtemel akıbetin göstergesi niteliğindeydi. Başka bir deyişle, İngiltere’nin yörede nüfuzunu kurmasının ardından Ermeni işgali, istilası ve katliamı bekleniyordu

Bu nedenle İzmir Redd-i İlhak Heyeti’nden Diyarbakır Vilayeti’ne gönderilen telgrafta “İzmir ve havalisi Yunan’a ilhak ediliyor. İşgal başladı. İzmir ve mülhakı kâmilen ayakta ve heyecandadır. İzmir son ve tarihi gününü yaşıyor. Son imdadımız sizin göstereceğiniz muavenete bağlıdır.

 Mitingli telgraflarla her yere başvurunuz ve vatan ordusuna iltihaka hazırlanınız” denilmekte idi , Bu çağrı memleketin her tarafında olduğu gibi Mardin’de de yankı bulmuştur. Mardin sancak merkezine bağlı kazalarda işgaller lanetlenmiş, protesto mitingleri tertip edilmiş ve telgraflar çekilmiştir. Mardin Sancağından çekilen telgrafların çoğunda “Sadaret Makamına” ifadesi yer almaktadır. Bunların bir kısmı İstanbul’da bulunan İtilaf Devletlerine gönderilen telgrafların Sadaret Makamına bildirilmesinden ibarettir.

Telgraflardan bazıları ise Sadarete ve Padişaha, bazıları İstanbul’da bulunan İtilaf Devletleri temsilcilerine gönderilmiştir. Sadarete gönderilen fakat İtilaf Devletleri temsilcilerine hitaben yazılmış olan telgraflar da vardır. Bunlar ya bilgi vermek amacıyla ya da ilgililere iletilmesi amacıyla Sadarete gönderilmişlerdir. Sadarete ve Padişaha gönderilen telgraflarda hükümetin İzmir konusunda gerekli teşebbüslerde bulunması istenmiş ve bu konuda alınacak her türlü karara iştirak edileceği bildirilmiştir. İtilaf Devletleri temsilcilerine hitaben gönderilen telgraflarda adalet ve Wilson Prensipleri üzerinde durularak İtilaf Devletlerine ve özellikle İngiltere’ye olan güven ve dostluk dile getirilmiştir. Meydana gelen haksız işgalin bir an önce ortadan kaldırılması istenmiş ve çoğu zaman meydan okuyucu bir dil kullanılmıştır.

18 Mayıs 1919 tarihinde Mardin’de Yunanlılara karşı ilk protesto yapıldı

Mardin’den 18 Mayıs 1919, 22 Mayıs 1919 ve 26 Mayıs 1919 tarihlerinde Sadarete gönderilen telgraflarda İzmir’in işgali protesto edilmiştir . Protestoların tertip edilmesinde ve telgrafların gönderilmesinde özellikle din adamlarının öncü rol oynadığı dikkat çekmektedir. İzmir’in işgalinden iki-üç gün gibi kısa bir süre içerinde Anadolu’nun uzak bölgelerinde bu tepkilerin gerçekleşmesi kamuoyunun gelişmeleri yakından takip ettiğinin ve yaklaşık 10 yıldır savaşta olan halkın direnme gücünü muhafaza ettiğinin göstergesidir. İzmir’in işgaline karşı dile getirilen protesto telgraflarında kullanılan kavramlar bu işgalin sıradan ve geçici bir durum olmadığını diğer bir ifade ile Anadolu’nun bir beka meselesi olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır. Nitekim Mardin merkezinden Sadaret’e çekilen 18 Mayıs 1919 tarihli protesto telgrafında şu ifadelere yer verilmiştir:

“Yirminci asr-ı medeniyetin namus ve haysiyetini telvis eden harb-i umumi entrikaları, mukaddes ve sulh konferansının amal-i adalet ve insaniyet perveranesine muhalif mütecavizleri cümlesinden olarak İzmir ve havalisini nâmerdâne işgal ve ilhaka kıyam eyleyen Yunanlıların harekât-ı ahire ile İslamiyet’i kalbinden vurmak istemeleri alçaklıktır. Mazlum insaniyet ve İslamiyet altı yüz seneden beri hak, adalet ve insaniyette hüküm süren hükümet-i Osmaniye’nin her zaman ve mekânda sebat edecek bina-yı zulmü yıkacak pek çok Fatihler ve Selahattinleri ağuşunda saklıyor. Cidal-i cihan me’mul olmayan salibin hilale tasallutunu intaç edecek ise hakiki medeniyet şahid-i beşeriyet hazırlasın ve vatan ordusuna ilhakı yolunda bugünden itibaren enzar-ı cihanda müncer ve meskut Müslümanları lâmekan muhacirleri bile Avrupa’da idam edilmek istenilen hayat-ı alemin tahlisi için son nefesini istihkar ve her noktadan heyecan ve ra’şeyi temin ve bilhassa mukadderat ve  muhadderatı muhafaza-i feryad ve tahrike mecbur olduklarını izhar ile a’daya tecavüze ve ila-yı hakka müsaraatini ispat edecektir” .

Yunanlıların işgalinin “İslamiyet’i kalbinden vurmak” olduğuna dikkat çekilmiştir.

Bu telgrafta İzmir’in işgalinin 20. yıl söylemleri ile örtüşmediği ve işgalin hiçbir hukuki dayanağının olmadığı vurgulanmıştır. Yunanlıların işgalinin “İslamiyet’i kalbinden vurmak” olduğuna dikkat çekilmiştir. Ayrıca işgallerin temelinde bir medeniyet çatışması olduğu ima edilmiştir. Ancak İslam medeniyetinin önemli aktörlerinden Selahattin Eyyubi ve Fatih Sultan Mehmet örnek gösterilerek Türk milletinin işgallere seyirci kalmayacağı, içinden çıkaracağı kurtarıcılarla inşa edilmek istenen zulmün dağıtılacağı belirtilmiştir. Mardin’den Sadaret’e gönderilen 22 Mayıs 1919 tarihli telgraf “Umum ahali-i İslamiye namına” çekilmiştir. Mardin Belediye Reisi Hıdır Bey’in imzasıyla çekilen telgrafta özetle şu ifadelere yer verilmiştir:

 İzmir’in büyük çoğunluğunu Müslümanlar teşkil etmesine ve hiçbir hak ve meşru sebep olmamasına rağmen İzmir Yunan askeri tarafından işgal edilmiştir. Bu işgal ile birlikte Rumlar, Yunanlılarla birlik olarak Müslümanlara katliam, yağma ve ırza tasallut gibi her türlü vahşi fiil ve hareketlerde bulunmuştur. Bunun böyle olacağı İtilaf Devletleri tarafından tahmin edilmesi lazım geldiği halde, bu devletler bu konuda duyarlılık göstermemiştir. Böylece bütün Müslümanlar adalet beklerken, kendilerini böyle feci bir hadisenin içinde bulmuşlardır.

Böyle hukuksuz işgallerin doğuracağı keşmekeşlere Müslüman ahalinin tahammülü kalmamıştır. Müslümanlar her türlü sıkıntıya göğüs gererek bu fenalıklardan kurtulacaktır. Yunan’ın Rumlarla ittifak kurarak İslamlara reva gördükleri katliamlar tarihen sabittir. Müslümanların Müslüman olmaktan başka kabahatleri yoktur. Müslümanlar, Sulh Konferansı’ndan adalet beklerken, Rumların tecavüzlerine maruz kalmıştır. İnsanlık ve adalet namına, Büyük Devletlerin İstanbul’daki temsilcilerinden, İzmir ve çevresinin Yunan askerinden temizlenmesini şiddetle talep ederiz.

 Bu telgraftan 4 gün sonra Mardin’den Sadaret’e gönderilen 26 Mayıs 1919 tarihli bir başka telgrafta da İzmir’in işgali tekrar lanetlenmiştir.

Mardin Belediye Reisi, aşiret reisleri, ulema, eşraf ve esnaf adına1 çekilen bir telgrafta 44 kişinin imzası yer almaktadır. Wilson Prensiplerine göre İzmir’de Müslüman nüfusun Rumlara oranla fazla olduğu vurgulanarak işgalin dayanaksız olduğuna dikkat çekilmiştir. Paris Konferansından adalet ve hakkaniyete dair kararlar beklenirken tüm Müslümanların hayal kırıklığına uğratıldığı ifade edilmiştir.

2.ci telgraf:

İşgale bir an önce son verilmesinin talep edildiği telgrafta şu ifadelere yer verilmiştir:

“Cihanda bir sulh ve müsalemet-i daimi ve hakikatin hükümran olması milel ve akvamın hukuk-ı tarihiye ve anane-i milliyesibi’l-etraf meşmul nazar-ı dikkat ve teslim edilmek suretiyle harita-i alemde tadilat-ı layıka icrasıyla ancak kabil olacağı nazariyesindeki hayatiyet-i mantikiyenin Türk, Rum unsurları nüfusu beynindeki tefavuk-ı azime ve bariziye iltifat olunmaksızın İzmir gibi her kabza-i turabı bin Türk kan ve kemiğinden teşekkül-yab-ı ümran olmuş bir İslam diyarının ekalliyetini tatyiben Yunanistan’a ilhakına rıza göstermek meyl suretiyle ihlal cihetine gidilmek istenildiği maatteessüf mesmu’umuz oldu.  Üssü’l-esas mukarrerat   ve   cihadatı adl olacağına iman ettiğimiz ve o kanaatle sulh ve selamet-i âlem namına şahsiyet-i maneviyesine karşı kalben şükranla ittihazına hazırlandığımız sulh konferansından bütün kulûb-i İslamiye de ve menafii siyasileri İslamlarca müşterek cemiyet-i saire iktizasında caygir olan şu huzur-ı vakı’ın ihlalini müstelzim mukarreratın sadır olacağını isti’abla beraber kırk mahal olarak her nasılsa suret-yabvuku’ bulmuş bir mütalaa-i işgaliye var ise hıfzen adalete icrasında ısrar gösterilemeyeceği mülahaza-i teselliyet-sazıyla tadil-i tesirat eylemekteyiz. olmaması İzmir’deki hukuk-ı Osmaniye’nin tanınmasına mütevakkıftır. Bu vecibenin teminini bihakkın taleb hususunda kaffe-i sekene-i liva mütehidü’l-lisan olub husul-i emniyete ve teyid-i emniyet-i kalbiyye emrinde ise iktizasına eyleyecek her guna fedakarlığı tahammüle dinen, insaniyeten yürümeğe mecburuz. Temenniyat-ı samimiyemizin şu nukat ve tehassüsat-ı nazie dairesinde nazar-ı dikkate alınmasını istirham ederiz”

Hakkın kuvvetle çiğnenemeyeceğini ve adalet sahasında hissiyatın ihraz-ı mevki eyleyemeyeceği hakkındaki itminan-ı kavimizin helal 1 Bu telgrafta isimleri yer alan kişiler şunlardır:    

Belediye Reisi Hıdır, Mardin Müftüsü Hüseyin, ulemadan Abdülcemil, Ahmet, Numan, Mehmet Tahir, Meşayihten Mehmet Tahsin, Eşraftan Abdülkadir, Eşraftan Mehmet Derviş, Kasım, Abdürrezak, Mollazade Abdülkadir, Abdülmecit, Eyüp, İshak, Süleyman, Yahya, İbrahim, Ahmet, Necip, Abdülkerim, Abdülhamit, Bayraktarzade Ali, Halil, Ragıp, Nurettin, Tüccardan Zühtü, Halim, Şeyh Musa Abdullah, Abdülkadir, Abdülmecit, Halil, Hüseyin, İbrahim, Abdülgani, Mehmet Tahir, Şeyh Mehmet, Abdülkerim, Mehmet Ali, Ahmet, Abdürezzak, Abdurrahman, Belediye Tabib Rıfat. www.e-dusbed.com Yıl / Year 11 Sayı / Issue 23 Ekim /October 2019

 İZMİR’İN İŞGALİNE MARDİN VE ÇEVRESİNDEN TEPKİLER

Midyat Protestosu

İzmir’in işgali Mardin’e bağlı Midyat kazasında da lanetlenmiştir. Midyat’ın tüm aşiret ve ahalisinin rey ve kararıyla Midyat Belediye Reisi Hamza Efendi tarafından 18 Mayıs 1919 tarihinde Sadrazam Ferit Paşa’ya gönderilen protesto telgrafında İzmir ve havalisinin Yunanistan’a ilhâkı (katılması) haberinin kalb-i İslamiyeye bir hançer gibi saplandığı dile getirilmiştir. Büyük umutlarla beklenen Sulh Konferansının adeta bir tiyatrodan ibaret olduğu belirtilen telgrafın devamında şu ifadelere yer verilmiştir:

“Artık iman ettik ki bu konferans sulh ve sükûn-ı cihana hâdim bir müessiri adalet ve insaniyet değil, bi’l-fiil âlem-i İslam’ın imhasına memur dergâh-ı ehl-i salibdir. Yirminci asır medeniyet tarihine mazlum Müslümanların kanlarıyla yazmak emelinde olduğu anlaşılan bu konferansın mukadderatı Müslümanların ve İslamiyet âleminin hükm-i i’dâmı olduğu şüpheden varestedir.

Bugün İzmir, yarın Bursa ve İstanbul, öbür gün bütün diyar-ı İslam şu zalimâne ilhakların kurbanı olacak ve devletimiz böylelikle ortadan kaldırılacaktır” (BOA, A. VRK, 832/27). Midyat ahalisinin hissiyatı telgrafın devamında yaşanan zulümlere tahammül edecek tek bir Müslüman bile kalmadığı, Rumların amacının Ayasofya’yı ele geçirip burayı kiliseye dönüştürmek olduğu, işgaller karşısında zilletle yaşamaktansa namus ve şerefle mücadele edilmesi gerektiği ve gerekirse bu uğurda ölümüne mücadele edileceği şöyle dile getirilmiştir: “Paşa Hazretleri, sıkıntıların bu derecesine sabır ve tahammül gösterecek artık tek bir Müslüman kalmadı.

Rumların Ayasofya’yı feth etmek hususundaki teşebbüsat-ı küstanelerine Müslümanlar vakar ve itidalini muhafaza etti, fakat bu son hadisat tevekkül ve sükûnla karşılanacak cinayetlerden değildir. Hükümet-i seniyenin şu ilhak üzerine hukuk-ı devlet ve milleti muhafaza için uhdesine terettüp eden vazifeyi ifaya teşebbüs ettiğini ma’almesar haber aldık. Yalnız bu teşebbüsün kuru bir protestodan ibaret kalmamasını şiddetle arzu etmekteyiz. Zira emsal-i adidesiyle sabittir ki Müslümanların sözünü dinleyen, hukukuna riayet, şeref ve haysiyete riayet eden yoktur.

Adalet Müslümanlara layık görülmüyor. Umum devletler Müslümanlara zulüm ve hakareti mubah telakki ediyor. İstanbul divan-ı harpleri cihanın enzar-ı dikkatini celb için bütün Müslümanları berdar etse yine kalbimizde ateş-i intikam sönmüş olmayacaktır. Bu hale karşı muhaberat-ı diplomasiye ile vakit geçirmek artık hiçbir faide temin edemez, bilakis bizim izmihlal-i miskinane arz-ı in’ikad ettiğimiz delalet eder. Paşa Hazretleri, Müslüman için bir ölüm mukadder ise biz bu ölümün namuslu ve merdane bir ölüm olmasını istiyoruz.

 Biz canımıza kast edenlerin ayakları altında ölmekten ise onlarla tek bir Müslüman kalmayıncaya kadar çarpıştıktan sonra ölmek ve topraklarımızda bir mezar açtıkça onlara kâşâneler kurdurmamak hususunda azmimiz katidir. Adaletin iadesini isteyen umum Midyat Kürt aşair-i müslimesi bu hususa kaviyyen ahd ve peyman etmişlerdir. Ancak hükümeti seniyemizin bizim ile hem fikir ve bize müzahir olacağına ve şu ilhak meselesinden yalnız kuru teşebbüsat ile iktifa edilmeyerek namuslu bir hayat veyahut namuslu bir ölüm şıklarından birini herçibadabad ihtiyar etmek siyasetini takip edeceğine itimat etmek istiyoruz. Bütün Kürdistan ve bilumum âlem-i İslam’ın müşterek bulunduğuna kani olduğumuz şu nokta-i nazarımızın tasvip buyrulup buyrulmayacağına dair ufak bir işarete makine başında sabırsızlıkla muntazır bulunduğumuzu ehemmiyetle arz eyleriz” (BOA, A.VRK, 832/27).

Savur Protestosu

İzmir’in işgalinin lanetlendiği yerlerden birisi de Savur kazasıdır. Savur kazasından 20 ve 26 Mayıs tarihlerinde “Sadaret Makamına” iki telgraf çekilmiştir. Kaza Müftüsü Mehmed İzzet, Belediye Reisi Abdullah, eşraftan Vehbi, Nurullah, Mehmed Hamdi, Salim, Mehmed Rüşdü, Abdülhalim, Mehmed, tüccardan; Mehmed, Ahmed ve Ali Rıza tarafından Sadaret’e gönderilen 20 Mayıs 1919 tarihli protesto telgrafında şu ifadelere yer verilmiştir:  www.e-dusbed.com Yıl / Year 11 Sayı / Issue 23 Ekim / October 2019

 “Her zerre-i haki ecdadımızın bir katre-i hununa mu’adil olan İzmir ve havalisi Osmanlıların ve hilafet-i Osmaniye’nin adalet taahhütle Rumların tesvilâne müddeiyatı neticesi olarak Yunan’a ilhak ve işgale başladığı haber-i elimi umum İslam ve kırk bini mütecaviz kazamının sekenesini müthiş heyecanlara düşürdü.

Elyevm sekene-i kaza merkez kaza cami-i şerifinde akd ettiği mitingde İzmir’in Yunan ilhakındaki teşebbüsat ve hürriyet ve hukuk-ı esasiyemizin muhafazasına nigehbân olmak gibi adilane insaniyet perverâne ilanlarla tarih-i insaniyet ve medeniyette nam bırakmak azm ve iradesinde bulunan Düvel-i İtilafiye-i azam ricalinin vaadiyle akdedilmiş olan mütareke şeraitine bilvücuh muhalif olmakdan ve adat-ı milliye-i İslamiye’nin amal-i meşruasına azim ve Düvel-i İtilafiye’nin mukarreratı müsalemetcüyanesi Türk’ten başka bir şeye haml edilemezdi.

Binaenaleyh bütün manasıyla hukuk ve kavaid-i insaniyete mugayir olan bu iltihak tecavüzünü sulh kongresinin enzar-ı dikkat ve adaletine isticlab eyler ve aynı zamanda bu taarruzu bütün mevcudiyetimizle def’ ve tenkil etmeğe amade bulunduğumuzu umum sekene-i kaza ahd ve Peyman etmekte olduklarını ilan eyleriz” (BOA, A.VRK, 832/7; Selvi, 2007: 96).

Bu telgrafta işgal haberinin tüm kaza ahalisini derinden üzdüğü ve heyecanlandırdığı belirtilmiştir.

İşgali kınamak için yapılan mitingde Rumların işgalinin hukuksuz olduğu, İtilaf Devletlerinin ise olaylara seyirci kaldığı dile getirilmiştir. Bu nedenle derhal işgale son verilmesi için İtilaf Devletleri göreve çağrılırken, kaza ahalisinin bu konuda her türlü fedakarlığı yapacağı vurgulanmıştır. Savur kazası ahalisi namına Belediye Reisi Abdullah Bey’in imzasıyla Sadaret’e gönderilen 26 Mayıs 1919 tarihli telgrafta ise İzmir ve çevresinin Yunanlılar tarafından işgal edildiği haberinin ahaliyi üzüntüye boğduğu dile getirildikten sonra Yunanın her türlü tecavüzüne maruz kalan İzmir ve çevresindeki Müslümanların haklarının muhafaza edilmesi ve bu duruma son verilmesi için İtilaf Devletlerine çağrı şu çağrı yapılmıştır:

“Fart-ı teessürle işitilen İzmir ve civarının facia-i elimeleri üzerine taleb-i hak ve adaleti mutazammın elyevm Dersaadet’teki Düvel-i İtilafiye mümessillerine yazılan mufassal telgrafımızın lütfen telgrafhaneden ahzıyla Yunan’ın her nev’ tecavvüzat-ı akuranesine maruz kalan İzmir ve havali-i saire Müslümanlarının muhafaza-i hukuk-ı umumiyeleri hakkında düvel-i muazzama müşarünileyh murahhaslarının ibraz buyuracakları adaletin tebşiratına sabırsızlıkla ve sükûnetle intizar ederiz” (BOA, A.VRK, 834/65; Selvi, 2007: 96).

Ömerli Protestosu

İzmir’in işgalinin protesto edildiği yerlerden birisi de Ömerli kazasıdır.

“Umum ahali-i İslamiye namına” Ömerli kazası Müftüsü İsmail Hakkı tarafından Sadaret’e çekilen 25 Mayıs 1919 tarihli protesto telgrafında İzmir’in işgalinin kabul edilemeyeceği ve bu konuda her türlü fedakarlığın yerine getirileceği şöyle dile getirilmiştir;

“Mukaddes olan İzmir’in Türkiye’den fekk ile Yunanistan tarafından işgali hakkındaki karara bütün mevcudiyetimizle muhalefet eder ve altı yüz seneden beri pâyidar olmuş olan hükümet-i Osmaniye’nin satvet ve şevketini tekrar ispat etmek azm-i perverânesiyle kıymetli vatanımızın emr-i muhafazası uğrunda fedâ-yı can etmeye Ömerli kazası dahilinde meskun ahali ile birlikte azm ü kasd eyledik.

Bugün hayatımızı teşkil eden sevgili İzmir’imizin hükümet-i seniyyeden kat’iyyen ayrılmasına muvafakat eden hiçbir ferd tasavvur edilemediği, bu hususunun kalb-i milletten kopan ve kopacak olan feryadın önüne geçilmesi de gayri mümkün ve bu uğurda kanımızın son damlasına kadar mücadele-i vatan uğrunda feda-yı cana muntazır bulunduğumuz maruzdur” (Selvi, 2007: 89).Telgrafta yer alan “mukaddes olan İzmir” ve “sevgili İzmir’imiz” ifadeleri vatan sevgisine olan bağlılığı dile getirmektedir. İşgalin önüne geçilmezse milletin kalbinden doğacak feryadın durdurulamayacağı vurgulanmıştır. Ayrıca bu uğurda “kanımızın son damlasına” vatan uğrunda mücadele edeceğiz ifadesi ile vatan sevgisi ve mücadele azmi ifade edilmiştir.

İzmir’in İşgaline Gösterilen Tepkilerin Yankıları

İzmir’in işgaline gösterilen tepkiler Milli Mücadelenin işaret fişeği olmuştur. Çanakkale Savaşından sonra ilk defa yeniden bir dayanışma ve mücadele ruhu ortaya çıkmıştır. Tertip edilen mitingler ve protestolar Milli Mücadelenin teşekkülünde önemli bir rol oynamıştır. Nitekim İzmir’in işgaline karşı gösterilen tepkiler sonrasında vilayet, sancak ve kazalarda Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri oluşturulmuştur. Her ne kadar Mondros Mütarekesi sonrasında işgallere karşı yer yer  www.e-dusbed.com Yıl / Year 11 Sayı / Issue 23 Ekim /October 2019

 İzmir’in İşgaline Mardin ve Çevresinden Tepkiler

Mahalli direniş örgütleri oluşturulmuş idiyse de bu örgütlerin ülke sathına yayılması İzmir’in işgali sonrasına denk düşmektedir. Bu dönemde 5. Tabur Komutanı Kenan Bey ile Diyarbakır Vilayeti’nin eski vali vekili Mustafa Nadir Bey’in Mardin’de bulunması Mardin’deki Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin teşekkülünde önemli bir yere sahiptir.

İzmir’in işgali sonrasında Mardin Sancağı ve kazalarında örgütlenen Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri bölgeyi ve ülkeyi ilgilendiren meselelere karşı sürekli teyakkuzda olmuş ve gereken tepkiyi göstermiştir. Bu durumu güney illerinin ve İstanbul’un işgaline gösterilen tepkilerde görmek mümkündür. Bunun yanı sıra Fransızların Mardin’i işgal teşebbüsüne ve ayrılıkçı hareketlere karşı gösterilen tepkiler de bu kabildendir. Mardinliler daha Maraş hadiseleri başlamadan önce Maraş’ın İngilizler tarafından tahliye edilerek, Fransızlara devredilmesini kabul etmeyeceklerini, bu işgale milletin fiilen karşı koyacaklarını, kendilerinin de bu fikirde olduklarını dile getirmişlerdir.

Bu amaçla Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Merkezi adına Müftü Hüseyin Efendi, Sivas’ta Kongre Heyetine de bir telgraf çekmiştir. Telgrafta, Antep, Maraş ve Urfa vilayetlerinin İngilizler tarafından tahliye edilerek Fransızlara devredildiğinin haber alındığı hatta Diyarbakır’ı da istediklerinin rivayet edildiği belirtildikten sonra, çoğunluğu İslam ve Osmanlı olan bu Anadolu topraklarının Wilson Prensiplerine aykırı olarak yabancı bir hükümetin, diğer bir yabancı hükümete devretmesinin Mardin’in tek vücut olan ahalisi üzerinde büyük heyecan meydana getirdiğini, bundan vazgeçilmesinin gerektiği, bu hususta Sadaret’e ve İtilaf Devletleri elçilerine bir protesto telgrafı çekildiği bildirilmiştir (ATASE, KI. 2, D. 255, F. 21-1; İrade-i Milliye, 3 Kasım 1919, Sayı: 10, s.1; Özçelik, 2003: 271; Akbıyık, 1999: 97).

25 bin Mardinli Fransızlara karşı miting düzenledi

Bu şekilde bölgenin Fransızlara devredilmesine karşı çıkan Mardinliler, herhangi bir Fransız işgali vuku bulduğunda işgale karşı milletin fiilen karşı koyacağını 30 Ekim 1919 tarihinde 25.000 kişinin katıldığı bir mitingde dile getirmişlerdir.

Mardin Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin öncülüğünde gerçekleşen ve 25 bin kişinin katıldığı bu mitingde büyük bir heyecan içinde “haksız, adaletsiz bir sulh kararının medeniyet âlemine refah ve saadet getirmeyeceğini, bilakis kanlı bir gelecek bahşedeceği” açıkça dile getirilmiştir (İrade-i Milliye, 26 Ekim, 3 Kasım 1919; Sarıhan: 182; Özçelik, 2003: 131).

100 bin kişi Fransız İşgaline karşı ayaklandı

Bu dönemde Fransa’nın Suriye genel valiliği görevine kadar yükselen Albay Norman, 9 Ocak 1920 günü yanında dört subayı ile Mardin’e gelerek işgale zemin hazırlamaya çalışmıştır. Ancak Albay Norman’ın Mardin’e gelişini “işgalin başlangıcı” olarak yorumlayan Mardin Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, olağanüstü tedbirler almışlardır.

Albay Norman, Mardin'de büyük bir hüsnü kabul göreceğini beklerken beklenmedik bir tepki ile karşılaşmıştır. Mardin Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti  Başkanı Eyüp Önen, Mardin halkının Osmanlı Devleti’nden memnun olduklarını, başka bir devletin idaresi altına girmeyi istemediklerini, Fransa’nın Mardin’i işgali halinde 100.000 kişilik Kuvâ-yı Milliye ile direneceklerini Albay Norman’a sert bir dille ifade etmiştir. Bunun üzerine Norman, Mardin’den ayrılmak zorunda kalmıştır İrade-i Milliye, 12 Ocak 1920, Böylece Albay Norman’ın Mardin’i işgal planı suya düşmüş ve başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Böylece Mardin yetkilileri, eşrafı ve ahalisi yekvücut olarak ayrılıkçı çevrelere ve emperyalist işgalcilere geçit vermemiştir. Mardin halkının bu onurlu duruşu daha sonraki yıllarda da devam etmiş ve Millî Mücadele içtenlikle desteklenmiştir. Bu arada İtilaf Devletleri’nin tazyiki ile istifaya mecbur bırakılan ve milli mücadeleye sempati besleyen Ali Rıza Paşa Kabinesi’nin istifa ettirilmesi olayı birçok yerde protesto edilmiştir.

 Milli meseleler karşısında son derece hassas davranan Mardinliler de 6 Mart 1920 günü Mardin Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Heyeti Mardin Merkezi namına Hasan ile ulema ve eşrafın  imzasıyla Meclis-i Mebusan Başkanlığı’na gönderdikleri telgraflarında, Ali Rıza Paşa Kabinesi’nin istifa ettirilmek mecburiyetinde bırakılması ele alınarak, yeni hükümeti kuracak kişinin milli emellere hizmet edecek bir zat olması gerektiğini bildirmişlerdir.

Telgrafta şu ifadelere yer verilmiştir:

Ali Rıza Paşa Kabinesi birçok müdahale ve tazyik sonucunda istifaya mecbur kalmıştır. Bütün milletin arzusu, millet ve memleket ile Hilafet’in varlığını ve istiklalini korumaya ve milli emellere bağlı, muktedir bir zatın, kabinenin başına getirilmesidir. Ferit ve Hamdi Paşalar gibi milletin  İtimadına haiz olmayan ve aynı mefkûre sahibi bulunan kişilerin seçilmesi, memlekette pek büyük üzücü olayların meydana gelmesine yol açacağından, buna göre yeni kabine kurulurken, başına getirilecek zatın, önemle seçilerek gerekli titizliğin gösterilmesini rica Bu konuda Midyatlılar da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Hamdi Efendi’nin imzasıyla Meclis-i Mebusan Başkanlığına gönderdikleri 6 Mart 1920 tarihli telgraflarında, Ali Rıza Paşa Kabinesi’nin istifaya zorlanmasını protesto etmişler ve tazyiki yapanların maksatlarının milletin fikir ve emellerine hizmet etmeyecek bir kişiyi işbaşına getirmek olduğunu söylemişlerdir. Böyle bir kabineye, milletin tahammülünün kalmadığını savunan Midyatlılar namuslu ve vatanperver bir hükümetin kurulmasından yana olduklarını bildirmişlerdir .

Midyatlıların bu husustaki telgrafları şöyledir:

Bazı hain kuvvetlerin zorlaması neticesinde hükümetin istifaya mecbur kaldığı büyük bir üzüntü ile tarafımızdan duyulmuştur. Bu zorlamayı yapanların maksadı milletin his, düşünce ve emellerine tabi olmayacak ve memlekette ecnebi menfaatlerine hizmet edecek bir hükümeti iktidar mevkiine getirmektir.

 Böyle bir hükümete milletin artık zerre kadar tahammülü kalmamıştır. Hain kuvvetlerin maşası olmayacak, namuslu, vatanperver ve daha önce ihaneti görülmemiş2 bir hükümet başkanı istiyoruz. Milletin mutlak vekilleri olan muhterem mebuslarımızın yeni teşekkül edecek olan bakanlar kuruluna itimad reylerini verirken, milletin kalbinden çıkan bu sesi kendi kalplerinde dahi duyacaklarını ümid ediyor ve vatanperverce teşebbüslerinizde başarılar temenni ediyoruz. Bu telgrafı Midyat Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Hamdi Bey, ulemadan dört, eşraftan beş ve bunlardan başka yirmi bir kişi tarafından imzalanmıştır.

Kısa bir süre sonra İstanbul, 16 Mart 1920’de İtilaf Devletleri tarafından işgal edilince Mardin’den de tepkiler yükselmiştir (Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi, 1992: 107). İstanbul’un resmen işgal edilmesi üzerine memleketin her tarafında umumî bir heyecan meydana geldi. Bunun üzerine memleketin pek çok yerinde mitingler yapıldı ve ilgili makamlara protesto telgrafları gönderildi. İşgale karşı Güneydoğu Anadolu bölgesinde de İstanbul’un işgaline büyük tepkiler verilmiştir. Osmanlı Devleti’nin payitahtı ve İslâm âleminin hilâfet merkezi olan İstanbul’un Mütareke şartları hilâfına işgali büyük bir infial uyandırmıştır.

Mardin Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin önderliğinde bir protesto telgrafı yazılarak çeşitli devletlerin temsilcilerine gönderilmiştir. 18 Mart 1920’de gönderilen bu telgrafta; “İşgal, Osmanlı milletinin haklarını ve istiklâlini müdafaa hususundaki azim ve imanına hiç bir tesir hâsıl etmeyecektir. Yalnız medeni milletler bu tecavüzü kabul etmekle büyük bir tarihi mesuliyetin altına girmiş olacaklardır” denilmiştir .

Millî Mücadelenin sahiplenilmesi neticesinde Mardin’de ayrılıkçı hareketler toplum tarafından rağbet görmemiştir. Nitekim Kürt Teali’nin Cemiyetinin Paris Barış Konferansı’ndaki temsilcisi Şerif Paşa’nın Ermeni Boğos Nubar Paşa ile Ermenistan ve Kürdistan adında iki devletin kurulması yönünde anlaşmaya varması üzerine Mardin ve bağlı yerlerden bu anlaşma büyük tepkiler .

Mardinliler, Boğos Nubar Paşa ile iş birliği yapan Şerif Paşa’yı ve teşebbüslerini protesto ederek, senelerden beri Osmanlı Devleti’ne bağlı bulunduklarını, Mardinlilerin Osmanlı camiasından ayrılık kabul etmez bir topluluk olduğunu ifade etmişler ve Ermenilerle iş birliği olayını nefretle kınamışlardır (Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi, 1992: 357). Bu konuda Mardinlilerin gönderdiği telgraf, Meclis-i Mebusan’ın 13 Mart 1920 tarihli toplantısında okunmuştur.

Telgraf şöyledir: “Meclis-i Mebusan Başkanlığına, 2 Damat Ferit ve kabinesi kastediliyor.

Şerif Paşa ve Boğos Nubar paşa’ya tepliler büyüktü

Bizlerin Osmanlı idaresinden alınıp, istiklalimizin sağlanmasına dair Şerif Paşa tarafından Ermeni Milleti’nden Boğos Nubar Paşa ile beraber Paris’te Sulh Konferansı nezdinde mutabakat sağlanarak, bazı isteklerde bulunduğunu haber aldık. Kendisine Kürdistan temsilcisi sıfatını veren Şerif Paşa, hiçbirimizi temsil etme hak ve yetkisine sahip değildir. Bizler yüzyıllardan beri bağlı bulunduğumuz Osmanlı camiasından ayrılmamak için gerekirse her türlü fedakârlığı yapmaktan çekinmeyeceğiz. Şerif Paşa ve hempalarının, bizlerin nam-ı hesabına söylediği ve söyleyeceği bütün sözleri, istekleri ve dileklerini, kemal-i nefretle takbih ederiz” denilen telgrafta kendilerinin Osmanlı camiasından ayrılık kabul etmez bir bütün teşkil ettiklerini ve başka bir ad altında hiçbir idareyi asla kabul etmeyeceklerini, Sulh Konferansınca önemle göz önüne alınarak, bu protestolarının Sulh Konferansına tebliğ edilmesini, İtilaf Devletleri temsilcilerinin hamiyet ve insaniyetlerinden talep ve istirham ettiklerini bildirmişlerdir. Bu telgrafın altında başta Mardin Müftüsü Hüseyin Efendi ve Belediye Başkanı Rıfat olmak üzere, eşraftan altı kişi, ulemadan 6 kişi, meşayihten 4 kişi, tüccardan 3 kişi ve bazı aşiret reislerinin imzası bulunmaktadır. Meclis, bu telgrafın hükümete tebliğ edilmesi kararını almıştır .

Midyat’tan Sadaret’e gönderilen 1 Mart 1920 tarihli telgrafta, Şerif Paşa’ya tepkiler şöyle dile getirilmiştir: “Evvel ve âhir arz eylediğimiz vecihle tâbiiyetle mübâhî bulunduğumuz Osmanlı Hükûmetine merbutiyetimizin ile'l-ebed ibkâsı için her türlü fedâkârlığı iktihâm edeceğimizi bütün nev‘-i beşere i‘lân ederken kendi kendine Kürdistan murahhaslığı süsünü veren, hüviyet-i mâhiyeti bizce meçhûl olan Şerif Paşa isminde bir şahıs Ermenilerle müştereken bir idârete’sîsi için Sulh Konferansı’na teklîfâtda bulunduğunu işittik. Paşa-yı mûmâileyhin hiçbir Kürd aşîret ve kabîlesinin ve belki de bir çobanın vekâletini hâiz olmadığı hasebiyle bu bâbdaki teşebbüsâtını nefretle red eyleriz”.

Derik halkı ve ileri gelenleri de kendi mukarreratlarını ilgilendiren ve Şerif Paşa’nın Bogos Nubar Paşa’nın Paris’teki ayrılıkçı çabalarını kınayan şu telgrafı kaleme alarak ilgili makamlara ve bu arada “Melis-i Mebusan Riyasetine” göndermişlerdir.

 Meclis-i Mebusan’ın 1 Mart 1920 günkü birleşiminde ele alınan telgraf, Siverek’ten gelen bir başka telgrafla birlikte okunmuştur (Goloğlu, 1970: 87). Derik kazasından Meclis’e çekilen telgrafta ise şu ifadelere yer verilmiştir; Paris’te bulunan Şerif Paşa’nın Kürt ve Ermenilerin ortak bir idare kurmasına Boğos Nubar Paşa ile birlikte çalıştığı duyuluyor. İslam birliği, Osmanlı topluluğu ve Halifelik idaresi dışında herhangi bir idare altında yaşamak, bizim için imkânsız olup, böyle bir idarenin kurulması ve yaşatılması için seller gibi kan akıtılması, yüz binlerce insanın yok edilmesi, bakımlı yerlerin harabeye çevrilmesi dahi yetmez ve savaş ateşini yakmaktan başka bir işe yaramaz. Şerif Paşa’nın bizler hakkındaki sözlerinin ve anlaşmalarının en ufak bir değerinin bulunmadığını, gözlerinizin önüne kor, olayı şiddetle protesto ve nefretle red ederiz..

Sonuç

Mütareke döneminde Güney şehirlerinin, İzmir’in ve İstanbul’un işgali önemli tepkilere neden olmuştur. Ancak İzmir’in işgaline gösterilen tepkiler Antep, Urfa, Maraş ve Adana ile İstanbul’un işgaline gösterilen tepkilerden daha fazla dikkat çekmektedir. Nitekim İzmir’in işgali sonrasında

İstanbul ve Anadolu’da yaklaşık 500 miting yapılmış ve binlerce protesto telgrafı çekilmiştir. Sadarete, Padişaha, İtilaf Devleti Temsilcilerine ve Amerikan Başkanı Wilson’a çekilen protesto 3 Bu telgrafta imzası olan kişiler şunlardır; Belediye Reisi Hamdi, müfettiş Şakir, eşraftan İsa, eşraftan Ahmet, eşraftan Yusuf, eşraftan Davut, eşraftan Reşit, Müdafaa-i Milliye Heyeti, eşraftan Derviş, esnaftan Resul, esnaftan Şeyhmus, tüccar Abdüllatif, tüccar Murat, meb’us-ı müntehab-ı sanisi Mehmet, meb’us-ı müntehab-ı sanisi Osman, Mihelmi Aşireti Reisi Halil, Mihelmi Aşiretinden Mehmet, Abid, Hasan, Dekşuri Reisi Bedri, Gercüş Reisi İbrahim, Heverkan Reisi Çelebi, Salhan Reisi Ramazan, çiftçilerden Halef, Ali, Abdullah, Mahmut, Hüseyin.  

Bu telgrafın altında şu kişilerin imzaları bulunmaktadır:

Müftü Kazım, Belediye Başkanı Hasan, ulemadan Ali, Ahmet, Lif Bucağı ağalarından Çeçen, Potan Aşireti Reisi Yahya, Saltan Aşireti Reisi Abdülkadir, Ayasan Aşireti Reisi Ramazan, Hakran Aşireti Reisi Davut, Meşektiyan Aşireti Reisi Sadun, Manevdağ Aşireti Reisi Salih, Deşengür Aşireti Reisi Mahmut, Domilan Aşireti Reisi Derviş, Kıtan Aşireti Reisi Pozan, Goloğlu, Telgraflarında işgalin Mondros Mütarekesine ve Wilson Prensiplerine aykırı olduğu dile getirilmiştir. Tarihsel ve demografik açıdan İzmir’in Müslüman yurdu olduğu ve işgalin kabul edilemez olduğu sert bir dille ifade edilmiştir.

 Milli Mücadelede Mardin’in Rolü

Mardin ahalisi de büyük bir duyarlılık örneği göstererek özelde İzmir’in genelde ise ülkenin haklarının korunmasında ve savunulmasında her türlü fedakarlığı göze alacağını açık yüreklilikle ortaya koymuştur.

Özellikle Müftü Hüseyin Efendi ile Belediye Başkanı Hıdır Bey bu telgrafların çekilmesinde öncülük etmiştir. Bunların yanı sıra bu telgraflarda çok sayıda din adamı, eşraf ve aşiret reisinin de bulunduğu görülmektedir.

 İzmir’in işgaline yönelik gösterilen bu tepkiler Mardin’de milli bilincin güçlenmesine katkı sağlamış ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin teşekkül etmesinde etkili olmuştur. Bu örgütlenme ve bilinçlenme nedeniyle Mardin ahalisi Ermeni tehlikesine ve Kürtçülük faaliyetlerine karşı duyarlı hale gelmiştir. Bu nedenle Kürt Teali Cemiyeti’nin ayrılıkçı faaliyetlerine sert tepki gösterilmiş, Paris Barış Konferansında Kürt Teali Cemiyeti temsilcisi Şerif Paşa’nın Ermeni Boğos Nubar Paşa ile anlaşmasına tepkiler yükselmiştir. Mardin ahalisinin bu duyarlılığı Mardin’in önce İngiliz daha sonra da Fransız işgaline girmesine de engel olmuştur.

Araştırmacı Yazar Doç Dr. Oktay Bozan Mardin tarihine ışık tutacak bu yazı için Mardin Haber Gazetesi olarak kendisine teşekkür ediyoruz.

Kaynak: Editör:
Etiketler: İzmir’i, İşgal, Eden, Yunanlılara, Karşı, İlk, Mitingi, Mardinliler, Yaptı, , , ,
Diğer Fotoğraflar
Diğer fotoğrafları büyük görüntülemek için üzerini tıklayın.
İzmir’i İşgal Eden Yunanlılara Karşı İlk Mitingi Mardinliler Yaptı
İzmir’i İşgal Eden Yunanlılara Karşı İlk Mitingi Mardinliler Yaptı
Yorumlar
Haber Yazılımı