Haber Detayı
16 Eylül 2020 - Çarşamba 12:23
 
Berlin-Bağdat Demir Yolu Son Durak: Nusaybin
1890’lı yıllarda sözleşmesi imzalanan proje, hala süregelen bir çok tartışmayı da beraberinde getirmiştir. 1 Kasım 1913’te açılan Bağdat Demiryolu Hattı’nın Türkiye’deki son durağı Nusaybin ilçesidir. Akıllara gelen ilk soru, bu hikayenin bu kitap ve Mardin ile ne gibi bir ilişkisi olduğu olabilir.
KÜLTÜR Haberi
Berlin-Bağdat Demir Yolu Son Durak:  Nusaybin

Osmanlı padişahlarından II. Abdülhamit’in en ses getiren icraatlarından biri Berlin-Bağdat Demir Yolu hattının inşasıdır.

 

Birinci Caddeyi Almanlar Yaptı

 

Bu demir yolu hattının bu kitapta yer almasının birçok haklı nedeni olmasını karşın, Mardin kent merkezini gezdiğinizde, karşınıza çıkacak ilk somut örnek ile başlamak isteriz: Mardin Birinci Cadde. Evet, ilginç bir şekilde, bu caddenin inşası da aynı döneme denk gelir. Zira Almanlar, araçlarının kent merkezinde rahat hareket edebilmesi için, var olan sokağı genişletmek ve yol üzerinde bulunan yapıların bir kısmını yıkmak sureti ile Mardin Birinci Cadde’yi inşa etmişlerdir. Bizce bu olay, kent merkezinin kaderinin değişmesinde önemli bir dönüm noktasıdır.  Bu dönemden sonra kentin içine araçların girebiliyor olması, Mardin için küreselleşmesinin ilk adımıdır. Uzağın daha yakın olması, olmayan ürünün daha büyük oranda taşınması ve hareketliliğin artmasıdır.   Kent merkezinin araçlara açılmış olması, artık Mardin’de önüne geçilemez bir etkileşim sürecini de başlatmıştır.

 

Berlin Bağdat Nusaybin Tren Yolu Hikayesi

 

Demir yolu hattının Mardin sınırları içindeki durumunu anlatmaya başlamadan önce, isterseniz, biraz da olsa onun nasıl ve neden yapıldığına kısaca bir göz atalım.  Ortadoğu’da Batı etkisinin giderek daha kuvvetle hissedildiği 19. yüzyıl, bu etki karşısında  Ortadoğu toplumlarının ekonomik, toplumsal ve düşünsel alanlarda Batı etkisine yerel cevaplar bulma çabalarıyla şekillenmiştir.

 

Düşünsel alanda, Batı’da yükselen milliyetçilik fikirleri Mısır, Arap ve Türk dünyasında Batı tarzı okullarda eğitim görmüş yeni elit kesimlerin zihinlerini meşgul ederken,  bölgedeki İslami aydınlar da batılılaşmayı ve batılılaşarak modernleşme olgusunun İslam dünyasına uygulanabilirliğini tartışmaya başlamışlardır. Ekonomik bağlamda ise, Ortadoğu’yla ticari ilişkileri devasa boyutlara ulaşan Avrupalı güçler için (ki bu dönemde Britanya, Ortadoğu ile ticari ilişkilerinin hacmini 800’e katlamıştır)

 

Ortadoğu yalnızca büyük bir pazar değil, Avrupa içindeki siyasi dengeleri de etkileyen en önemli unsurdur. Çünkü bölgede elde edilen güç, son vadede Avrupalı  güçlerin birbirlerine karşı pozisyonlarını ve güçlerini belirlemektedir.  İşte bu nedenle, bölgenin merkezi gücü olan Osmanlı İmparatorluğu’nun geleceği ve bu geleceğin hangi Avrupalı gücün lehinde şekilleneceği tarihin bir türlü tozlanmayan sayfalarında “Doğu Sorunu” olarak bilinen konunun çekirdeğini oluşturur.

 

 Günümüz coğrafyasını şekillendiren bu çalkantılı dönemin en görkemli  fiziki kalıntılarından birini görmek için Nusaybin’e yolunuzun düşmesi yeterlidir. Karşınızda uzanan, bugün Türkiye-Suriye sınırını bir kalem gibi çizen ve günümüz Ortadoğu’sunu anlamamız için bizleri doğru sorulara yönlendirecek olan meşhur Berlin-Bağdat Demir Yolu ve bu tarihi demir yolunun Türkiye’deki son durağı olan

Nusaybin’dir.

 

BERLİN’DEN BAĞDAT’A: DEMİRYOLU HATTI

 

  Peki bu önemli yapı, neden Londra-Bağdat ya da Paris-Bağdat Demir Yolu değildir de Berlin-Bağdat Demir Yolu’dur? İngiltere, 19. yüzyılda Ortadoğu’nun en büyük gücüdür. 1882’de Mısır’daki Avrupa mevcudiyetine karşı gösterilmiş olan en muazzam muhalefet olan Urabi İsyanı’nı İskenderiye’yi yerle bir ederek bastırdıktan sonra, İngiltere tamı tamına 70 yıl sürecek olan Mısır hakimiyetine başlamıştır.

 

Çünkü Mısır, Süveyş Kanalı vasıtasıyla Britanya’nın “İmparatorluğun tacı” olarak adlandırdığı Hindistan kolonisine en kısa ulaşım yolunu sağlamaktadır. Fransa ise, 1860 yılında o zamanlar Osmanlı himayesinde bulunan Lübnan’da Dürzi ve Maron Hristiyan nüfus arasında çıkan sivil savaşa Maronları korumak amaçlı müdahale ederek bu bölgenin kendisi için ne kadar önemli olduğunun sinyallerini vermiştir. Hatırlatmakta yarar vardır ki, Lübnan ve Suriye, 1. Dünya Savaşı sonrası Fransa mandası olmuşlardır. Dönemin bir diğer önemli gücü olan Rusya ise, 1783’te Kırım’ı Osmanlılardan alarak Karadeniz’i bir Osmanlı gölü olmaktan çıkarmış ve Osmanlı himayesi altında bulunan Ortodoks  Hristiyan tebaanın çıkarlarını korumak amacı altında Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki baskısını giderek arttırmıştır.

 

Almanlar Deutsche Bank yoluyla demir yolu inşasına başlar

 

Bu bölgesel yarışta geride kalan Almanya ise, işte tam bu dönemde, yani 19. Yüzyılın ikinci yarısında, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Deutsche Bank yoluyla demir yolu inşası için imtiyazlar satın alarak Ortadoğu yarışına dahil olmuştur.  Ticaretin hızlı akışı için büyük öneme sahip olan demir yolları sadece verimli alanları limanlara bağlamakla kalmıyor, aynı zamanda askerlerin de daha etkin bir şekilde yer değiştirmesine olanak sağlıyordu.

 

Osmanlının ilk demir yollarını Fransızlar ve İngilizler inşa eder

 

Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk demir yollarını inşa edenler Fransızlar ve İngilizlerdi. Öncelikle Batı Anadolu’da kısa mesafeler arasında demir yolları inşa eden Fransızlar ve İngilizler, 1888 yılından itibaren demir yolu ağlarını Suriye ve Filistin’e doğru genişlettiler. Almanya da, bölgede İngilizler ve Fransızlar lehine gelişen güç dengelerini kendi lehine değiştirmenin yolunu Osmanlı İmparatorluğu’nun kendisiyle olan bağlarını demir yolu ihaleleriyle güçlendirmekte bulmuştu.

 

 

Bu çerçevede ortaya çıkan Berlin Bağdat Demir Yolu ile, Almanya hem Osmanlı ile ilişkilerini geliştirebilecek hem de kendisini Basra üzerinden İran Körfezi’ne ulaştırarak Afrika’da bulunan Alman Doğu Afrikası ve Alman Güneybatı Afrikası kolonilerine (günümüz Tanzanya ve Namibya’sı) daha kolay bir geçiş yolu sağlayabilecekti. Bu dönemde hızlı toprak kayıpları yaşayan Osmanlı İmparatorluğu ise, bu demir yolu hattıyla hâlâ egemenliği altında bulunan Arap Yarımadası’ndaki hakimiyetini güçlendirebilecekti.

               

Almanya , Sultan Abdülhamit’ten aldığı izinle 1903 yılında Berlin-Bağdat Demir Yolu’nun yapımına başlar

 

 Böylelikle,Almanya’nın Anadolu ve Bağdat Demir Yolları Şirketi, Sultan Abdülhamit’ten aldığı izinle 1903 yılında Berlin-Bağdat Demir Yolu’nun yapımına başlamıştır. Ancak, gerek Osmanlı  İmparatorluğu’nun 1. Dünya Savaşı sonunda yıkılması, gerekse bu dönemden sonra bölgenin İngiltere ve Fransa sömürgelerine dönüşmesinden dolayı, demir yolu ancak 1940 yılında tamamlanabilmiştir.

 

Demir yolu hattının Mardin topraklarındaki ilk durağı Akdoğan köyü

 

Mardin bölgesinde, az sayıda olmakla birlikte bu süreci hatırlayan insanlarla sohbet etmek

halen mümkündür.  Yolun tamamı göz önüne alındığında, Mardin sınırları içinde kalan kısımlarının en son yapılmış olması gerekmektedir. Demir yolu hattının Mardin topraklarındaki ilk durağı Akdoğan’dır.

 

Kızıltepe ilçesinin güneybatısında bulunan bu köy, aynı zamanda Mardin’in sınır köylerinden birini teşkil eder. Bilindiği üzere, Türkiye-Suriye sınırı 20 Ekim 1921 yılında Fransa ve Türkiye arasında imzalanan Ankara Antlaşması ile belirlenmiştir. Hiçbir sosyal hassasiyet gözetilmeden imzalanan bu antlaşma ile çizilen sınır, büyük oranda Berlin-Bağdat Demir Yolu hattı esas alınarak belirlenmiştir.

               

 Bu yol güzergahı, dünyanın çok az yerinde mümkün olan bir seyahat imkânı da sunar. Demir yolu hattı boyunca bir yanınızda Türkiye’yi, öte yanınızda Suriye’yi görerek yolculuk yapabilirsiniz. Günümüzde Suriye’de süregelen karışıklıklarının bir an evvel sonlanmasını ve bu keyifli deneyimi bir gün herkesin yaşayabilmesini umuyoruz. Konumuza devam edecek olursak, Akdoğan’dan sonra

ikinci durağımız, Şenyurt beldesi veya yeni belediye uygulamaları sonucu Şenyurt Mahallesi’dir.

Şenyurt, Kızıltepe ilçe merkezinin 13 kilometre güneyinde, sınıra sıfır bir noktadadır. Demir yolunun Şenyurt’tan geçen kısmı bizce önemlidir. Bunun sebebi, Şenyurt’un hemen karşısındaki Suriye topraklarında Derbesiye adında bir kentin olmasıdır. Bu beldede küçük bir sınır kapısının olması, vakti zamanında bu iki yer arasında bir ticari ve sosyal etkileşim olduğunun göstergesidir. Şenyurt veya

Derbesiye’den sonra, bu beldenin yaklaşık olarak 5 kilometre doğusunda demir yolu hattı ikiye ayrılarak, tali bir yol ile Mardin kent merkezine doğru yönelir.

 

Almanlar Mardin’de  İskender Atamyan Konağını  Karargah olarak Kullanır

 

Bu yol, Mardin şehrinin güneyinde halen İstasyon olarak adlandırılan yere kadar gelir. Bu tali yolun yapılmasının başlıca nedenlerinden biri korunaklı yapısı nedeniyle Almanların Mardin kent merkezini kendileri için bir üs olarak kullanıyor olmaları, ikincisi de bu bölgede bulunan odun kömürü gibi hammaddelerin ana demir yolu şebekesine ulaştırılmasıdır.

               

 Mardin kent merkezinde Almanların görülmeye başlaması da bu döneme denk gelir. Almanlar, kent merkezinde kendilerine bir karargah binası tutar ve burada konumlanırlar. Mardinliler ile yaptığımız görüşmeler ve bu dönemden kalan tarihi fotoğraflar, bu binanın İskender Atamyan Konağı olduğunu göstermektedir. Bu konak, Birinci Cadde üzerinde ve Cumhuriyet Meydanı’nın yaklaşık 50 metre doğusunda bulunan eski adıyla Beyt Çerme, şimdiki adıyla Şahkulubey Konağı’nın  doğu bitişiğindedir. İskender Atamyan Konağı, daha sonra trahom (bir çeşit göz hastalığı) hastanesi olarak kullanılmıştır.

               

Almanlar 1917 yılında Birinci Cadde inşaatına başlar

 

 Almanların kent merkezine gelişleriyle birlikte, kentin dokusuna da müdahale başlar. Birinci Cadde’yi genişletme çalışmalarının tam olarak ne zaman başladığı bilinmese de, elimizde bulunan 1917 yılına ait bir fotoğraf, yıkım çalışmalarının bu tarihe yakın bir zamanda başlamış olabileceğini göstermektedir.

 

Çoğu Mardinlinin bile bilmediği bir diğer detay da, Berlin-Bağdat Demir Yolu ile Mardin’in hemen güney eteklerinde bulunan İstasyon mevkiine kadar gelen Almanların Mardin’de bir tali yol daha yapmış olduklarıdır. Bu yol, günümüzde kireç fabrikası için hammaddenin çıkarıldığı dağın eteğinden (ki bu dağ KızıltepeMardin karayolunun hemen batısı, Valilik Konağı’nın güney ve batı etekleridir) yukarı doğru tırmanır ve Mazıdağı ilçesine doğru devam eder. Mazıdağı ve Diyarbakır yolu üzerinde bulunan köylerdeki yaşlılarla yaptığımız görüşmelerde, asıl trenden daha küçük bir lokomotif ile Almanların bu bölgeden büyük miktarlarda odun ve odun kömürü taşıdığı bilgisine ulaşıyoruz.

 

Dağlardan taşınan hammadde ve gıda maddeleri İstasyon mevkiine, oradan da Şenyurt üzerinden ana hatta aktarılıyor olmalıydı. Bu tali yolun izleri hemen hemen hiç kalmamış olmakla birlikte, günümüzde Mardin Yenişehir olarak adlandırılan alandaki birinci etap TOKİ konutlarının hemen batısında bulunan vadide bu yolun izlerine rastlamak mümkündür.

               

 Şenyurt’tan doğuya doğru yola devam ettiğinizde, daha çok askeri bir ikmal merkezi olarak kullanılmış olan Toruntepe Durağı’na varırsınız. Toruntepe’den sonra ise, sınırın tam orta yerinde bulunan ve demir yolu hattının Nusaybin’den önceki son durağı olan Serçehan Köyü’ne ulaşırsınız. Eski metinlerde adı Sargeton/Sargethon olarak geçen bu köyün eski bir kale kalıntısı içinde kurulu olduğu hâlâ ayakta olan harabelerden hemen anlaşılır.

 

Almanlar odun ve odun kömürü ihtiyaçlarını Serçahan’dan alır

 

Türkçe’de Durakbaşı olarak da bilinen bu yere halk arasında Kürtçe Kesra denmektedir. Serçehan, tarihi geçmişinin yanı sıra, demir yolu hattı sürecinde hammaddelerin toplandığı bir ana merkez görevi görmesi açısından da önem taşır. Omeryan ve çevresinde bulunan bütün odun ve odun kömürünün toplanma alanı olan Serçahan, aynı zamanda önemli bir pazar yeridir. Bu durak, dağlık alana 3 ilâ 5 kilometre mesafede, yani ormanlara çok yakın bir alandadır. Böylelikle, Almanlar odun ve odun kömürü ihtiyaçlarını buradan kolaylıkla karşılayabilmişlerdir. Ancak bu süreç, bölgede ciddi bir orman kıyımının yaşanmasına sebep olmuştur.

 

Almanlar  Mardin’in Ormanlarını Talan Etti

 

Oldukça zor zamanlardan geçmekte olan halk, zamanında ve tam ödeme yapan Almanların bu odun ihtiyacına bilinçsizce akın etmiş ve kendi yaşam alanlarına ciddi zararlar vermişlerdir. Bize

aktarılan bilgilere göre, bazı ağa ve beyler o kadar çok odun kömürü satmışlar veya satılmasına aracılık etmişlerdir ki, bindikleri atlara gümüş eğer yaptıracak kadar zengin olmuşlardır.

 

Serçehan’dan yaklaşık 14 kilometre sonra,Berlin-Bağdat Demir Yolu’nun Türkiye sınırları içinde bulunan son durağına, yani Nusaybin’e ulaşmış olursunuz. Nusaybin’in kuzeyinden geçen tren yolu, kentin kuzeydoğusunda yapılmış olan istasyonda ikmallerini yapar ve Kamışlı kenti üzerinden Suriye topraklarına doğru yoluna devam ederdi. Nusaybin’e yolunuz düştüğünde, kentin herkesçe bilinen tek eski yapısının “Alman Köprüsü” olduğunu görürsünüz.

 

Nusaybin’de Alman Köprüsü

 

Yapıldığı dönemden bugüne kadar belki de hiçbir onarım görmeden hizmet vermiş olan bu köprü, orijinal hali ile ayaktadır. Yakın geçmişe kadar hem yolcu hem de yük taşımacılığında aktif olarak kullanılan bu demir yolu hattı, son süreçte, Suriye’de yaşanmakta olan karışıklıklardan dolayı düşük yoğunluklu olarak sadece yük taşımacılığında kullanılmaktadır.

                 

Berlin’den başlayıp Bağdat’ta biten bu binlerce kilometre uzunluğundaki hat, Mardin gibi birçok kentin kaderini değiştirmiş ve doğasında derin izler bırakmıştır. Kütüphaneleri karıştırdığınızda hakkında cilt cilt kitapların yazılmış olduğunu gördüğünüz bu demir yolunun sosyo-politik ve ekonomik çarpanlarını kısa bir yazıda dile getirmek, elbette ki, mümkün değildir.

 

Bizim kısa bir anlatımla sizinle paylaşmak istediğimiz, Mardin kent merkezinin yaklaşık olarak 25 kilometre güneyinden geçen bu tarihi demir yolu hattının, kentin hayatını ve yapısını nasıl derinden etkilediği ve değiştirdiğidir. Berlin’den başlayan ve her durağında konaklayıp yolu üzerindeki her kültürü yaşadıktan sonra Bağdat’ta sonlanan bir tren yolculuğunu bir gün yaşayabilmenin umuduyla...

Kaynak: Editör:
Etiketler: Berlin-Bağdat, Demir, Yolu, Son, Durak:, , Nusaybin,
Yorumlar
Haber Yazılımı